Söz buraya gelmişken Üsame İbn Zeyd (radıyallâhu anhumâ) Hazretleri’ni hatırlayabilirsiniz. Bildiğiniz üzere, İnsanlığın İftihar Tablosu (aleyhissalâtü vesselâm) ruhunun ufkuna yürümeden az evvel, Romalılara karşı bir ordu teşkil etmiş ve başına da o gün itibarıyla henüz on sekiz yaşlarında bulunan Hz. Üsame’yi komutan tayin etmişti. Düşünün ki, Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer (radıyallâhu anh) gibi sahabenin en büyükleri bu orduda birer asker olarak bulunuyorlardı. Fakat ordu Medine’den bir konak mesafesi ayrıldıktan sonra Resûl-i Ekrem Efendimiz’in ruhunun ufkuna uçtuğu haberi gelmiş ve Hz. Üsame de geri dönerek bayrağı Allah Resûlü’nün kapısının önüne saplayıp beklemeye koyulmuştu. Allah Resûlü’nün ruhunun ufkuna yürümesinin hemen akabinde Benî Sâide Sakîfesi’nde (Sâide oğulları çardağında/gölgeliğinde) intihap yapılmış ve Hz. Ebû Bekir halife seçilmişti. O, halife seçilir seçilmez ilk işi olarak Efendimiz’in (aleyhi elfü elfi salâtin ve selâm) başlattığı bu işi icra etmeye koyulmuş ve orduyu Medine’nin dışına kadar teşyi’ etmişti. Bu arada, Hz. Ebû Bekir Efendimiz, evlâdı hatta torunu yaşında olan Hz. Üsame’nin yanına sokulmuş, kolundan tutmuş ve “Ömer’i, bana yardım etmesi için yanıma almama müsaade eder misin?” demişti.135 İşte mü’min, böyle bir terbiye ufkunu yakalamaya çalışmalıdır.
Evet, her kim olursa olsun şayet bir insan bir vazifenin başına konulmuşsa, bu konudaki mü’mince davranış, –uygulamada hata yapılırsa usûl ve üslûbunca uyarı hakkı ve sorumluluğu mahfuz– artık o konuda sorgulamaya gitmemek, karşı çıkmamak ve asla onun aleyhinde olmamaktır. Yoksa hey’et-i içtimaiye-i İslâmiye’ye zarar verilmiş olur. Nitekim Allah Resûlü (aleyhi ekmelü’t-tehâyâ) bunu teyit sadedinde şöyle buyurmuştur: