Bayramlar semavî lütuf ve ihsanların, kullar üzerine sağanak sağanak boşaldığı büyülü bir zaman dilimidir. Bu ilâhî lütuf ve hediyeler karşısında yapılması gereken ise hamd ü senâ ve şevk ü şükür duygularıyla dolup dolup boşalmaktır. Yoksa bayram günlerini, sadece eğlenilen, hoplanıp zıplanılan günler olarak telakki etmek doğru değildir. Evet, bayram günleri, Cenâb-ı Hakk’ın insanları affetme adına onlara lütfettiği birer mağfiret referansıdır. O hâlde insanın, elden geldiğince bu kutlu zaman dilimlerini kalb ve his uyanıklığı içinde, uhrevî derinlik ve metafizik enginliğiyle yaşayarak geçirmesi gerekir. Hazreti Pîr-i Mugân da bir yerde bu hususa şu ifadeleriyle dikkat çekmiştir: “Bunun içindir ki, bayramlarda gaflet istila edip gayr-ı meşru daireye sapmamak için, rivayetlerde, zikrullaha ve şükre çok azîm tergibat vardır.267 Tâ ki, bayramlarda o sevinç ve sürur nimetlerini şükre çevirip, o nimeti idame ve ziyadeleştirsin. Çünkü şükür nimeti ziyadeleştirir, gaflet ise kaçırır.”268
Din Eleğinden Geçmiş Bayram Gelenekleri