İster kadın ister erkek, her mü’min, kendi üzerinde Allah’ın, nefsinin ve aile fertlerinin hakları olduğunu bilip onların gereklerini yerine getirmeye çalıştığı gibi, içinde yaşadığı topluma karşı da bir kısım sorumluluklarının bulunduğunu düşünerek onları da mutlaka gözetmelidir ve Resûl-i Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in buyurduğu üzere, her hak sahibine hakkını vermeye çalışmalıdır.1 Şayet, eşler, kendi aralarında vazife taksimini iyi yapar, mesailerini güzelce tanzim eder ve her hususta birbirlerine yardım eli uzatırlarsa, her ikisi de hem birbirinin hem diğer aile fertlerinin hukukuna bitamâmiha riayet etme, hem de Cenâb-ı Allah’ın, Resûl-i Ekrem’in, Kur’ân-ı Kerim’in, din-i mübînin ve iman hizmetinin haklarını gözetme konusunda istikameti yakalayabilirler.
Rahata Düşkün Hanezedeler
Aslında, haneperestliğin temelinde, her türlü zillet ve mahrumiyetin en başta gelen sebeplerinden olan tenperverlik, tembellik ve rahata düşkünlük vardır. Haneperest insan, evinin kapı ve pencerelerini sıkı sıkıya kapadığı gibi, gönlünü de başkalarına karşı tamamen kapar. Hem içeriye hem de içine kapanır; hayatını bütünüyle hanesinde geçirmeyi ister. Bir iş ya da ihtiyaç için dışarıda olduğu zaman bile hep gözü evdedir. Haddizatında, insanın gözünün evinde olması bir yönüyle çok güzel bir haslettir; bu, hayat arkadaşına ve çoluk çocuğuna bağlılığının ifadesidir. Fakat, bir diğer taraftan, onda rahata düşkün olma, hiçbir meşakkate yanaşmama ve dine hizmet adına da olsa zahmete katlanmayı düşünmeme ruh hâletinin tesiri vardır. İşte, bu şekildeki eve düşkünlük, Hücumât-ı Sitte’de farklı bir zaviyeden anlatılan tenperverliğin (rahata düşkünlüğün) ta kendisidir ve hak erleri için en büyük afetlerden birisidir.2
Dipnotlar
- 1 Buhârî, edeb 86, savm 51, teheccüd 15; Tirmizî, zühd 64.
- 2 Bkz.: Bediüzzaman, Mektubat s.480-481 (Yirmi Dokuzuncu Mektup, Altıncı Risale, Altıncı Desise-i Şeytaniye).