Evet, bir kere kaçırılanı geri getirmek çok zordur. Öyle insanlara şahit olmuşumdur ki, “Bir bayram namazı bana namazı da, Allah’ı da terk ettirdi!..” diyenini bile duymuşumdur. Bu sözü işitince çok şaşırmışımdır; kendi kendime “Namaz, namazı nasıl terk ettirir?” demiş ve hayretimi seslendirmişimdir. Meselenin aslını öğrenince de üzüntü ve kederden iki büklüm olmuşumdur. Adamcağız, “Hiç olmazsa bir bayram namazında camiye gideyim!..” demiş ve saflar arasında yerini almış. Fakat, köhne düşünceli bir gırtlak ağasının abuk sabuk konuşmasına şahit olmuş; âkıbeti hakkında Cehennem’den başka bir ihtimalin kalmadığına dair sözler duymuş, anlatılanlardan dolayı iyice ümitsizliğe düşmüş ve “Din bu ise, bunu kabul etmem mümkün değil!..” deyip bir kere camiden kaçmış.. sonra “Acaba bu meselenin doğrusu nedir?” diye de düşünmemiş; işin aslını sorup öğrenme ve yanılgıdan kurtulma yoluna gitmemiş. Dahası, bir arayışa koyulmuş; bir bâtılı hak zannedip içine girmiş ve boğulmuş. Hazreti Üstad’ın ifadesiyle, “İnsan fıtraten mükerrem olduğundan hakkı arar. Bazen bâtıl eline gelir, hak zannederek koynunda saklar. Hakikati kazarken ihtiyarsız dalâlet başına düşer; hakikat zannederek başına geçirir.”4 İşte, o da öyle yapmış; hakkı haktan kaçarak aramış ve bir bâtıla saplanıp kalmış. Şüphesiz, yanlış yapmış, hatalı davranmış; iradesinin ve aklının hakkını vermemiş ve neticede imanın vaad ettiği güzelliklerden nasipsiz yaşamış.
Dipnotlar
- 4 Bediüzzaman, Sözler s.767 (Lemeât).