Çocuklara her fırsatta Allah’ın rahmetinin kuşatıcılığı ve Cennet’in güzelliklerinin göz alıcılığı uygun bir üslûpla anlatılmalıdır. Onların tertemiz gönüllerinde, Cenâb-ı Hakk’a karşı güven, itimat ve sevgi hisleri coşturulmalıdır. İnsanların, hayvanların, en küçük yavruların ve hatta haşerâtın, Allah’ın şefkat ve merhametiyle beslendiği vurgulanmalı ve çocukların vicdanlarının şükür duygusuyla dolup taşması sağlanmalıdır. Onlar, ahireti, dünyadaki nimetlerin asıllarını bulacakları bir mükâfat âlemi ve ölümü de o âlemin giriş kapısı olarak görecekleri bir ufka ulaştırılmalıdırlar. Nur Müellifi’nin ifade ettiği gibi, onlara, “Benim küçük kardeşim veya arkadaşım öldü, Cennet’in bir kuşu oldu. Cennet’te gezer, bizden daha güzel yaşar.”5 dedirtecek şekilde –en büyük teselli ve ümit kaynağı olan– Cennet fikri kazandırılmalıdır. Çocuklar, şayet bir şeyden korkacaklarsa, sopadan, tehditten, Cehennem azabından değil, Allah’ın sevgisini, ilâhî şefkati ve Cennet mükâfatlarını kaybedeceklerinden korkmalıdırlar.
Hâsılı; müjdelemenin yanı sıra sakındırma yolunu da kullanmak irşad ve tebliğ mesleğinin bir gereğidir. Bu itibarla da, dava-yı nübüvvetin vârisleri beşîr oldukları aynı zamanda nezîrlik vazifesini de eda etmelidirler. Şu kadar var ki, insan fıtratına en uygun din olan İslâm’da, tebşîr öncelik hakkına sahiptir. Din-i mübîn “yüsr” (kolaylık) üzere vaz’edilmiştir; fıtratları ve karakterleri gözetmeden, onu şiddetlendiren ve ağırlaştıran, dinin ruhuna aykırı bir iş yapmış olur. Zira, kolaylık üzere bina edilmiş ve müsamahaya dayalı gelmiş bu dini insanlara öğretirken zorlaştırmamak ve nefret ettirmemek, bilâkis yaşanabilir olduğunu göstermek ve sevdirmek Resûl-i Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in emridir. Bu itibarla da, her irşad eri muhatabının hususiyetlerini göz önünde bulundurmalı; kime, nerede, ne ölçüde müjdeleyici ya da ikaz edici olması gerektiğini çok iyi belirlemelidir.
Dipnotlar
- 5 Bediüzzaman, Sözler s.103 (On Yedinci Söz, Zeylin Bir Parçası, Mukaddime).