İçeriğe geç

Evet, sürekli Hakk’ın dergâhına müteveccih bulunmak ve “O her an beni gördüğüne göre, ben de her zaman temkinli olmalıyım” mülâhazasıyla O’ndan gelecek vâridatı beklemek müteyakkız bir kulun devamlı hâlidir ve böyle bir hak yolcusu ömür boyu Cenâb-ı Hakk’ın riayet ve inayeti altındadır. Bu mansıbın en büyük kahramanı Hazreti Sultanu’l-Müteyakkızîn, “Benim gözlerim uyur kalbim uyumaz.” beyanıyla işte böyle bir yakaza-i daimîye işaret buyurmuştur.

Gönül Uyanıklığı Esastır

Ferîd-i Kevn ü Zaman Efendimiz’in (aleyhissalatü vesselâm) dâimî bir yakaza içinde bulunması, mükellefiyeti açısından da O’nun tavırlarına aksetmiştir. Allah Resûlü’nün kalbi daima uyanık bulunduğundan –sadece kendisine has bir keyfiyet olarak– uykudan kalktıktan sonra hemen namaza durduğu vâkîdir.

Hazreti İbn Abbas (radıyallâhu anhüma) Resûl-i Ekrem’in yanında namaz kıldığı bir geceyi anlatırken “Namazını bitirince yana yaslandı ve uyudu. Hatta nefes alışverişleri uykuda olduğunu belli edecek şekildeydi. Bir müddet sonra Bilâl (radıyallâhu anh) gelerek sabah namazı vaktini haber verdi. Bunun üzerine, Allah Resûlü mescide çıkarak namazını kıldı; fakat abdest almadı.” demiştir.4 Demek ki, Fahr-i Kâinât Efendimiz’in mübarek kalbi, uyku da dahil her zaman abdestinden emin olacak ve abdestinin bozulup bozulmadığını bilecek kadar hüşyardır.

Diğer taraftan, insanın uyuması ya da uyanıklığı illa gözlerinin açık ya da kapalı olmasına bağlanmamalıdır. Gözü açık olup da gönlü uyuyan bir sürü insan vardır. Gözlerinin mevcudiyetine rağmen göremeyen, kulakları olduğu hâlde işitemeyen ve maddî bir kalb taşısa da hakikatleri anlayamayan pek çok kimse bulunduğunu Kur’ân-ı Kerim ifade etmektedir.

103