İçeriğe geç

Kesintisiz Huzur ve Dâimî Yakaza

Rehber-i Ekmel (aleyhi elfü elfi salâtin ve selâm) Efendimiz’in hayatına genel olarak bakıldığında ise; “kalbim uyumaz” beyanından, O’nun hususî donanımına, özel konumuna ve kendi seviyesine has bir maiyyete mazhar kılındığını istinbat etmek lâzımdır. Evet, Cenâb-ı Hak, Hazreti Ruh-u Seyyidi’l-Enâm’a öyle bir tabiat vermiştir ki, O her an, hatta gözlerini kapayıp dinlendiği zamanlarda dahi Rabbin huzurunda duruyor gibidir ve gönül ufkunda o huzurun âdâbına hep riâyet etmektedir. Aslında, ümmet-i Muhammed’den (aleyhissalâtü vesselâm) bazıları, Cenâb-ı Hak ile münasebetleri bir an kesilse mahvolacaklarına inanmış; ne zaman O’nunla irtibatlarının azıcık perdelendiğini hissetseler ve muvakkat bir bulutlanmaya maruz kalsalar neredeyse kalbleri duracakmışçasına korkmuşlardır. Bir ömür boyu, her zaman O’nu görüyor ya da en azından O’nun tarafından görülüyor olma şuuruyla yaşamışlardır. Çıraklarının dahi gafletten bu derece uzak kaldıkları hesap edilirse, Sultanlar Sultanı’nın gözlerini yumduğu zamanlarda bile asla gaflete dalmayacağı daha iyi anlaşılacaktır.

Evet, Allah Resûlü çok farklı bir maiyyete mazhar idi ve çok farklı bir “maallah” hakikatini temsil ediyordu. Dolayısıyla O, cismanîyet itibarıyla uyurken bile gönlüyle her zaman uyanıktı. Tasavvuftaki ifadesiyle “yakaza” O’nun daimî hâliydi.

Lügat itibarıyla uyanıklık demek olan yakaza; ıstılah açısından, Hakk’ın emir ve yasakları karşısında uyanık, titiz ve duyarlı olmak; değişik makam ve mertebelerin bazı vâridlerine karşı her zaman fikrî ve ruhî istikameti muhafaza etmek, iltibaslara düşmemek ve hep basiret üzere bulunarak kulluk âdâbını korumak mânâlarına gelmektedir.

Gönlün yakazası ise, Hakk’ın her an, kullarının her hâline nigehbân bulunduğunun şuuruyla, his, idrak, irade ve kalb ile O’na tahsis-i nazar ederek ve hep ilâhî huzurun edeplerini gözeterek yaşamaktır.

102