İçeriğe geç

İki Büyük Tehlike

Mevzuyla alâkalı bulduğum bir hususu daha arz etmek istiyorum:

İnsan için çok büyük iki tehlike vardır ki; biri umumiyetle gençlikte, diğeri de ekseriyetle yaşlılıkta kendisini gösterir: Bunların ilki, mebde’de nazarîde kalmaktır; ikincisi ise, müntehada her şeyi bir kültür şeklinde, şuursuzca ele almaktır.

Bir devrede insanı aldatan husus, işin sadece nazariyesi ile meşgul olmak ve amelîde derinleşmeyi düşünmemektir. Öyle kimseler vardır ki, sorduğunuz her meseleyi bilirler; daha siz “ihlâs” demeden onlar “İhlâs Risalesi”ni ezberden okuyuverirler; “Besmele”ye dair olan Birinci Söz’ü ezbere bilirler; “uhuvvet” kelimesini duyar duymaz, hafızalarına nakşettikleri “Uhuvvet Risalesi”ni gözlerinin önüne getirirler. Heyhat ki, her söz, her tavır ve her davranışlarıyla sürekli kendilerini nazara vermekten bir türlü kurtulamazlar; hep “desinler”, “görsünler”, “duysunlar” mülâhazalarına bağlı hareket ederler. “Birinci Söz”ü okumaya başlarken bile, dersi “Besmele”yle açmayı hatıra getirmezler. “Kardeşlik” derken dahi hiç utanmadan çok rahatlıkla dost ve arkadaşlarının gıybetini yapabilirler.

İşte, böyleleri nazarîde kalmış ve kat’iyen amelîye geçememiş zavallı insanlardır. İmanı sinesine yerleştirememiş, inancı gönlüne oturtamamış, onu –moda tabirle– içselleştirememiş zayıf karakterli kimselerdir. İlim adına da bir yönüyle disketleşmiş insanlardır bunlar. Bazı kitapları okurlar ve bir kısım fihristleri fişlerler; fakat, ham malûmatı kafalarına öylece doldururlar, bilgiyi mârifete dönüştüremezler. Bu açıdan da, bunlar, nazarîyi amelî olanla derinleştirememiş, ilmi irfan ufkuna yükseltememiş, inancı tavırlarına mal edememiş, dahası kendisiyle yüzleşemeyen ve nefsini sorgulayamayan disketleşmiş dimağlardır.

143