Sadece erkekler değil, kadınlar da “infak edenler” defterine kaydolmak için koşmuş ve onlar da imkânları ölçüsünde yardımda bulunmuşlardı. Sadaka ve himmetlerini Hazreti Âişe Validemiz’in evinde toplamış; bilezik, halhal, yüzük, küpe ve daha işe yarayacak ne varsa getirip yere serdikleri bir örtüye bırakıvermişlerdi. Kimisi birkaç tane bilezik verirken, kimisi de develerin ayağını bağlamaya yarayacak bir kayışı ancak bulabilmiş ve onunla da olsa yardım edenlerin arasına dahil olmuştu.4
Sahabenin bu himmeti sayesinde sefere katılacak mü’minlerin ekseriyeti techiz edilmişti ama sayı çok fazla olduğu için yapılan yardımlar herkese yetişmemişti. Bundan dolayı, özellikle –bir kısım kaynaklarda “ağlayanlar” olarak anılan– yedi tane sahabî, infak edecek ve sefer hazırlığı yapacak imkân bulamamanın hüznüyle Allah Resûlü’ne gelmiş, hazinede de bir şey kalmadığını öğrenince çaresizlikle ve gözyaşları içinde geri dönmüşlerdi. Daha sonra, bazı sahabîler son bir fedakârlık yapmış ve onların ihtiyaçlarını da gidermişlerdi.
O gün elinde hiç imkânı olmayan sahabîler bile, infakta bulunanların arasında yer alabilmek için âdeta çırpınmışlardı; onlardan kimisi başındaki sarığını çıkarıp vermiş, kimisi sabaha kadar su çekerek kazanıp getirdiği bir avuç hurmayı tasadduk etmiş ve kimisi de evindeki tek su kırbasını himmet mallarının içine katarak umumî sevaba ortak olmuştu. Evet, o gün, gönülden inanmış her insana, hiçbir bahane ve mazeretin ardına saklanmadan, yüreğini ortaya koyup gücü ve kuvveti ölçüsünde infakta bulunmak düşüyordu; mü’minler işte bunu yapmışlardı.
Dipnotlar
- 4 İbn Asâkir, Târîhu Dimaşk 2/35.