İçeriğe geç

Ayrıca, Nur Müellifi, “Sen, ey riyakâr nefsim! Dine hizmet ettim diye gururlanma. ‘Allah bu dini fâcir bir adamla da teyit ve takviye eder.’ sırrınca, müzekka olmadığın için, belki sen kendini o racül-i fâcir bilmelisin!” diyerek bize mü’mince düşüncenin bir başka yanını hatırlatmıştır.13 Bu mülâhazaya bağlı kalan bir insanın, teveccüh-ü nâs beklemesi, hüsnüzannın layık gördüğü makamlara dilbeste olması, methedilmeyi arzulaması ve riyaya, süm’aya girmesi düşünülemez. Çünkü, o hizmetlerini, kendisine verilmiş nimetlerin şükrü ve kulluk vazifesi olarak görür; bu düşünceyle ucub ve riyadan da kurtulur.

Koynunda Akrep Var!

Hakikî bir mü’min, hakkında methiyeler dizildiği zaman sevinmediği gibi yerildiği zaman da üzülmemelidir. Aslında, insanın kendi kendisini sorgulayıp küçük göstermesi bir açıdan kolaydır; fakat, kusurlarının başkası tarafından sayılıp dökülmesi şeklindeki bir zemm fırtınası karşısında “Koynumdaki akrebi haber verene rahmet!..”14 diyebilmesi çok zordur. Belki insan o fırtına geçtikten belli bir süre sonra kendi kendine “İyi ki kusurlarımı söyledi; beni bitirmek üzere olan hatalarımı haber verdi” diyerek memnuniyetini ifade edebilir; fakat, yerildiği o ilk anda hazm-ı nefiste bulunarak, “Allah senden razı olsun; hatamı söylemekle bana yardımcı oldun.” diyebilmesi babayiğitçe bir tavırdır.

351