Binaenaleyh, valideynin günahları, çocuklarının olmaması şeklinde değil de, mü’minlerde çok defa dünyaya gelen çocuklarının maddî-mânevî hastalıkları ve ahlâkî boşlukları şeklinde tezahür eder. Şahsen, pek çok mü’min muvahhid insanın çocuklarının şirazeden çıkmış olmasını, bu ilâhî hikmete bağlıyorum. Öyle inanıyorum ki, mü’minin cürümleri toparlanıp bir evlât hâlinde zuhur etmektedir. Aslında, inanan kimseler hata ve kusurlarının farkına varıp onlara keffaret arama cehd ü gayretinde bulunurlarsa, şerli bir çocuk da âkıbet itibarıyla onlar için hayırlı olur; çünkü mü’min, dünyada işlediği cürümlere terettüp eden cezaları evlâdıyla çeker ki, ahirete bir şey kalmasın.
Bir Çocuğa Bedel Binlerce Talebe
Bu açıdan da, insan, evlâdının olmasını ya da olmamasını mutlak hayır veya mutlak şer kabul etmemelidir. O, beşerî bir ihtiyaç olarak evlenip dinin meşru kabul ettiği çerçevede aile hayatına devam etmeli; sonra da اَلْخَيْرُ فِيمَا اخْتَارَهُ اللّٰهُ“Hayır, Allah Teâlâ’nın ihtiyar buyurduğu (seçtiği) husustadır!”8 deyip, Cenâb-ı Hakk’ın takdîrinin her zaman en isabetli, bereketli, faydalı, sevaplı ve akıbet itibarıyla da en hayırlı tercih olduğuna inanmalı ve takdir-i ilâhîye gönülden teslim olmalıdır. Şayet, yuvasında illâ çocuk sesi duymak ve Resûl-i Ekrem Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) iftihar edeceği insanlar yetiştirmek istiyorsa, o zaman da yine dinin çizdiği sınırlara bağlı kalmak şartıyla evlât edinme yoluna gidebilir.
Dipnotlar
- 8 Aliyyülkârî, el-Esrâru’l-merfûa s.196; el-Aclûnî, Keşfü’l-hafâ 1/478-479.