İçeriğe geç

–Hâşâ– bu yorumla, enbiyâ-i izâmı sorguladığım zannedilmesin; onları sorgulamak haddim olmadığı gibi, haklarında suizanna sebebiyet verebilecek en küçük bir ifadeyi bile edepsizlik sayarım. Meşru bir istekten dolayı öyle müthiş imtihanlarla karşı karşıya kalmaları da onların büyüklüğünün ayrı bir delili ve bulundukları kurbet ufkunun işaretidir. Fakat, ortada ilâhî bir gerçek ve değişmeyen bir sünnet-i ilâhiye vardır: Kur’ân-ı Kerim’in bazen sarih anlattığı, bazen de ima ettiği hakikatler ve görüp duyduğumuz, okuyup dinlediğimiz binlerce hâdise de gösteriyor ki; Cenâb-ı Hakk’ın rızasından ve i’lâ-yı kelimetullahtan başka hiçbir mevzuda şiddetli arzu ortaya koymak doğru değildir; böyle bir arzu mutlaka insanın başına değişik gâileler açmaktadır.

Allah Teâlâ, nereye ne ölçüde himmet sarfetmemiz gerektiğini ve neye ne nispette hırs göstermemiz icap ettiğini belirlemiştir. Çocuk talebi gibi hırs gösterilmemesi gereken meselelerde ısrarlı istekler çoğu zaman maksadın aksini netice vermektedir. “Olsun da nasıl olursa olsun!..” düşüncesini ve ısrarını sürdüren anne-babalar ekseriyetle çocuklarından çok çekmektedirler. Kimi çocuklar bedenlerindeki arızalarla ve hastalıklarıyla, kimileri huysuzlukları ve şirretlikleriyle, kimileri de kalb-kafa yapılarıyla ve hayat tarzlarıyla anne-babalarına yudum yudum zehir içirmektedirler.

Nitekim, Kur’ân-ı Kerim, çocukların birer nimet olduğunu ifade ettiği gibi, onların imtihan vesilesi olduklarını da belirtmiştir. “Biliniz ki mallarınız ve evlâtlarınız, sadece birer imtihan unsurudur. Büyük mükâfat ise, ahirette Allah nezdindedir.”7

buyururken, çocuklar için “fitne” tabirini kullanmıştır. Çok değişik mânâlara gelen ve Kur’ân-ı Kerim’de de farklı farklı mânâlarıyla zikredilen “fitne” kelimesi bu âyet-i kerimede imtihan vesilesi demektir.

87