İçeriğe geç

Ayrıca, televizyon, gazete, radyo ve dergiler de bu istikamette kendi üzerlerine düşen sorumluluğun gereğini yerine getirmelidirler. Bunların hepsinde Türkçeyi iyi bilen, dilin inceliklerine vakıf olan insanlar bulunmalı ve onlar köşe yazılarından haberlere kadar, hatta reklam metinleri de dâhil, hemen her cümleyi dil açısından gözden geçirmelidirler. Sonra da ölçüsüz sorgulamalara girmeden ve kimseyi rencide etmeden yanlışları düzeltmelidirler. Ayrıca, dilimizin güzellik ve inceliklerini göstermek için farklı yollar arayıp bulmalıdırlar. Meselâ, ayrı ayrı bölümler hâlinde Rabat’ta basılan ve cüz cüz neşredilen Lisanu’l-Arab adlı eserin yirmi cildi bana da gelmişti. Onda قُلْ، لَا تَقُلْ “Öyle deme, böyle de!” başlığı altında bir bölüm de yer alıyordu. O bölüm öyle hoşuma gitmişti ki, ondan mülhem benim gönlümde de, lügatleri önüme alıp dilimize girmiş nesepsiz kelimeleri bir bir işaretleyerek onların yerine bugüne kadar kullanılmış, pişmiş, oturmuş ve bütün incelikleriyle Türkçeye mâl olmuş kelimelerin kullanılması gerektiğini gösterme arzusu hâsıl olmuştu. Böyle bir çalışmayı, düne göre bugün daha geniş sahalara hitap etme imkânları bulunan gazete, dergi, televizyon ve radyo vasıtasıyla yapmak mümkündür. Televizyon ve radyoda yayınlanan en kısa temsilî oyunun senaryosu bile bu zaviyeden ele alınmalı; gösterilen dizi filmler vesilesiyle dahi dilimize hizmet etme niyeti her zaman canlı tutulmalıdır.

26