Burada istidrâdî olarak şu hususu da arz edeyim: Yeni bir icadın sahibine o icadın kendisine ait olduğunu ispat etmek için verilen belgeye eskilerin ifadesiyle “ihtira beratı”, günümüzde de “patent” deniyor. İşte, radyo ve televizyon gibi bazı keşifler vardır ki, onları başkaları icat etmiş ve istedikleri ismi koymuşlardır. O isimleri değiştirmenin bir mânâsı yoktur; televizyon ve radyo yerinde başka isimler kullanmak doğru değildir. Meselâ, Behçet hastalığını keşfeden doktor Türk’tür ve o hastalık o doktorun adıyla anılır olmuştur. Dolayısıyla, patenti başkalarına ait olan eşya için ille de farklı isimler aramak ve onları kendi dilimize göre isimlendirmeye çalışmak yersizdir. Bu mânâda, Türkçeden İngilizce ve Almanca gibi yabancı lisanlara geçen çok sayıda kelime olduğu gibi onlardan bize geçmiş bazı kelimelerin olması da gayet tabiîdir.
Güzel Konuşma
Diğer taraftan, dilimizin güzel öğrenilip öğretilmesi ve korunması meselesinde hükümeti, devlet müesseselerini ve mahallî idarecileri de çok büyük vazifeler beklemektedir. Tarihî ve edebî eserler değerlendirilerek dilimize ait kelimelerin derlenip toparlanması, iştikak usûllerinin belirlenmesi, milletimize mal olan kelime ve deyimlerin yaygınlaştırılması mevzularında en önemli görev devlet müesseselerine ve Türk Dil Kurumu’na düşmektedir. Meselâ, dükkân ve iş yeri levhaları ile reklâm panolarının bir denetime tâbi tutulması; yabancılara ait patenti bulunmayan levhalara sınırlamalar getirilmesi, isimlerin dilimize uygun olanlar arasından belirlenmesi ve elden geldiğince ecnebî adlara izin verilmemesi bile başlı başına bir hizmettir.