Unutulmamalıdır ki, talebin kıymeti insanın kıymetini yükseltir; insan talip olduğu şey ölçüsünde kıymet kazanır. Kimisi mala, mülke, bağa, bahçeye; kimisi makama, mansıba, şöhrete, pâyeye; kimisi keşfe, kerâmete, zevke ve hâle… Kimisi de doğrudan doğruya meâliye tâliptir. Oysa, iman, mârifet, muhabbet, aşk ve iştiyakın değerler hanesinde doldurduğu yerleri başka bir şeyle doldurmak mümkün değildir. Bu itibarla, en değerli insan, rıza-yı ilâhî peşinde olan ve iman, mârifet, muhabbet, aşk u iştiyak istikametinde derinleşmeye çalışan insandır. Velilik, kutupluk ve gavslık gibi makamlar da değildir asıl talep edilmesi gereken. Hakikî bir mü’min, bütün bunları mülâhazaya aldığı zaman da tercihini yine iman-ı billâh, mârifetullah, muhabbetullah, aşk u şevk istikametinde kullanmalıdır. O, gavslığı değil, bir gavsın mazhar olduğu imanı, mârifeti, muhabbeti dilemelidir. Hep Cenâb-ı Hakk’ın rızasını istemeli ve onu dilinden de hiç düşürmemelidir. Zaten, gerçekten onu isteyen bir insan, kendilerince en önemli şeyleri talep edip sürekli onları vird-i zebân edinen kimseler gibi, oturup kalkıp sohbet-i Cânân diyecek, daima O’nu zikredecek ve hep O’nun hoşnutluğunu dileyecektir. İyi bir hayat arkadaşı, salih bir çocuk, güzel bir hizmet ortamı talep ettiği gibi, hatta onların çok çok üstünde bir arzuyla rıza-yı ilâhîyi dileyecek ve sürekli O’nu telaffuz edecektir. Her zaman “Allahım, ben Seni istiyorum; rızanı dileniyorum!” duygularıyla dopdolu olacak ve bu mevzuda çok büyük bir istek ortaya koyacaktır. Böyle bir talepte ısrar etmek, bilerek tercih etmenin, tercihte kararlı duruşun ve sadâkatin ifadesidir.