İçeriğe geç

Dolayısıyla, Kur’ân’ın has talebeleri asla haset etmez, hasede sınır komşusu olan gıpta alanında da dolaşmaz; ama tenâfüste bulunur ve hayırda yarışırlar. Yani, her biri diğerini mübarek bir yardımcı olarak görür ve herkes kendi hakkında takdir edilen ve elinden gelen bir işi tamamlamaya bakar. Meselâ; i’lâ-yı kelimetullah hizmeti yapılırken, bir insan, hoş bir ses ve samimi bir edayla Kur’ân tilâvet ederek kalbleri yumuşatır; diğeri, güzel bir na’t okuyarak gönülleri coşturur ve bir başkası da arkadaşlarından geri kalmaz, birkaç ibretlik söz söyleyerek diğerlerinin hazırladığı atmosferi dini anlatma adına değerlendirir. Görüleceği üzere, işler bölüşülür, herkes kendi vazifesini eda eder ve sonunda yine herkes kazanır; bir paylaşma söz konusu olur. Başlangıç itibarıyla, o işin kime ait olduğu belli değildir; mesele sadece bir fert üzerine bina edilmemektedir; o işe herkes iştirak etmekte ve her insan taşın altına elini koymaktadır. Herkes yapabileceğinin en iyisini yapmaya çalışmakta, ortaya bir insanın tek başına elde edemeyeceği bir netice çıkmakta ve elde edilen semere umumun malı olmaktadır. Zaten Kur’ân-ı Kerim de böyle bir yarışa teşvik etmekte ve “Öyleyse durmayın, hayırlı işlerde birbirinizle yarışın.”8 demektedir.

Örnek Olmak ve Teşvik Etmek İçin

453