Allah’ın rızasını kazanmak için, malının belli bir miktarını infak etme sözü veren insan, onu kendi nefsine vâcib kılmış sayılır ki, onun bu sözü bir yönüyle nezir (adak) kategorisinde değerlendirilir. Bir şeye nezreden insan, Allah ile bir nevi sözleşme yapmış olur. Dolayısıyla, nezrini îfa etmesi, yani, kendi nefsine vacip kıldığı şeyi yerine getirmesi onun için bir borçtur.
İslâm âlimleri, hem borçlunun zimmetinde bulunan mislî eşyayı, yani ölçü ve tartı ile belirlenip benzeri ile ödenebilen şeyleri, hem de bir insanın ödemeyi taahhüt ettiği miktarı “borç” tarifi içinde ele almışlardır. Dolayısıyla, “Şu zaman içinde şu kadar öğrenciye burs vereceğim, şu kadar infak edeceğim?” diyerek vaadde bulunan bir insanın zikrettiği o miktar, onun üzerine borç olur ve mutlaka o miktarı ödemesi gerekir.
Hadis-i şerifte, bir an önce borcunu ödeme imkânına sahip olduğu hâlde, borcu ödemeyip geciktirmenin zulüm olduğu belirtilmiştir. Borcunu hiç ödemeyen insana gelince; yine en güvenilir hadis kitaplarında, Resûlullah Efendimiz’in borçlu olarak ölen kimsenin cenaze namazını kılmadığı rivayet edilmektedir: Bir gün bir cenaze getirilir. Allah Resûlü “Onun borcu var mıydı?” diye sorar. “Evet iki dinar borcu vardı.” cevabını alınca, “Arkadaşınızın namazını siz kılınız.” buyurur. Bunun üzerine, Ebû Katâde Hazretleri, “O iki dinarı ben yükleniyorum.” der ve Peygamber Efendimiz ancak o zaman o adamın namazını kılar.17 İşte, tek başına şu hâdise bile bir borcu ödeme hususunda ne denli hassas davranılmasını gerektiğini gösteren çok önemli bir ikazdır.
Dipnotlar
- 17 Buhârî, havâlât 3, kefâlet 3; Nesâî, cenâiz 67; İbn Mâce, sadakât 9.