İçeriğe geç

Evet, insanın amel ve davranışlarıyla iç hayatı arasında birbirini destekleyici ve düzenleyici bir münasebet vardır. Davranışlarıyla ruhun emrinde olan tâli’liler, hep Yaradan’ın hoşnutluğuna, insanlık ve fazilete doğru yol alırlar; onların pusulaları daima aynı mihraba işaret eder, hareket ibreleri de hep aynı rotayı gösterir. Onlar, en ince teferruatına kadar, fevkalâde bir titizlikle bütün mükellefiyetlerini yerine getirirler; iç âlemleri itibarıyla durmadan bir buhurdanlık gibi tütmekle beraber, dış dünyalarında da nizam ve âhenkle yaşarlar. Ruh dünyasındaki düzen ile hayatın değişik sahalarında bir nizam insanı olma arasındaki münasebetin en güzel örnekleri selef-i salihîn efendilerimizin hâlleridir. Meselâ, Hazreti Ömer Efendimiz’in kalb ve ruh âlemindeki tertip ve düzen içtimaî hayatına da aksetmiştir. O her alanda tam bir nizam insanıdır. İslâm müesseseleri tarihine hediye ettiği adalet sistemi, ordu düzeni ve modern devlet yapısının esası, çekirdeği sayılabilecek teşkilatlar onun gönül intizamının birer yansımasıdır. Temelini attığı müesseseler Hazreti Ömer’in ruhundaki düzen aşkının ve nizam heyecanının dışa vurmasının neticeleridir.

Gönül intizamına ulaşamamış insanlar ise, sürekli düzensiz, nizamsız, derbeder ve perişan kimselerdir. Onlardan birini bir yere koyduğunuz zaman orayı çöplük hâline getirir. Onun ibadetlerinde bir intizam olmadığı gibi kaldığı yerde de düzen namına hiçbir şey görülemez. O, namazı çok zorlanarak kılıyor ve orucu da kerhen tutuyordur. Evrâd ü ezkârı başından savarcasına okuyor; okuduklarını ruhunda hiç duymuyor ve duymamayı dert de edinmiyordur. Allah’a yaklaşma diye bir hedefi ve derdi yoktur; çünkü ruhunda nizam yoktur.

375