İçeriğe geç

Unutulmamalıdır ki, Allah’ın dininin i’lâ edilmesi vazifesini kim vicdanında ne kadar duyuyorsa, o meseleye de o kadar sahip çıkar. Bazıları, ortaya konan hayırlı faaliyetleri sadece uzaktan seyreder; takdirlerini dile getirir. Onlar o hâlleriyle kabul edilmeli ve muhalif olmamaları da bir kazanç bilinmelidir. Bazıları, işin ucundan tutuyor gibi görünür, kendileri hiçbir şey yapmaz ama iyi işler yapanlarla beraber bulunurlar. Onların durumu da yadırganmamalı ve o kadarcık bir yakınlık da kâr sayılmalıdır. Güzel insanlar içinde bulunma, güzel sözlere ve faydalı işlere iştirak etme, “Ne güzel şeyler yapıyorsunuz; Allah nasip etse, biz de yapsak!” deme de çok önemli bir adım olarak değerlendirilmelidir. Bazıları da bir damla ile katkıda bulunur; o bir damlayı verirken bile yüreğini vermiş gibi olur ama o kadarcık bir infak da öpülüp başa konmalıdır. Çünkü, vermeye alışma damla damla vermekle başlar. Çoğu zaman, bir damla, coşkun bir kaynağın emaresidir ve o kaynak kazıldıkça mutlaka daha gür su gelecektir.

Bazı insanlar da vardır ki, onlar “Allah, karşılık olarak Cennet’i verip mü’minlerden canlarını ve mallarını satın almıştır.”28 mealindeki âyetle yatıp kalkar ve tenezzülât-ı ilâhiyenin bir neticesi olarak kendileriyle pazarlık yapıldığını hiç akıldan çıkarmazlar. Malları ve gerekirse canları karşılığında, Cennet’i, Cemalullah’ı ve rıdvanı satın alma şeklindeki bir anlaşmaya “evet” derler. Fâni şeyleri verip bâkî bir hayatı kazanmaya talip olurlar. Hele bir de, içinde bulundukları zaman dilimi umumi bir seferberliği gerektiriyorsa, iman ve Kur’ân davasına sahip çıkan ilkler gibi bütün mallarını tasadduk etmeye amâde bulunur, evlerinin ve arabalarının anahtarlarını bile bir zarfın içine koyar ve infakta sınır tanımazlar.

186