Hazreti Sıddık’ın sıddıka kerimesi Âişe Validemiz de babası gibi îsar ufkunda cömertlik ortaya koyan bir insandı. Kendisine, Hayber ve Fedek arazilerinin gelirlerinden verilen bir miktar para vardı. Ayrıca, Hazreti Ömer, Ezvâc-ı Tâhirât’ı ilk saftakiler arasında mütalâa etmiş ve onlara ayrılan miktarı yükseltmişti. O sevgili annemiz eline binlerce dinar geçmesine rağmen vefat ederken arkada dünya adına hiçbir şey bırakmamıştı; çünkü, eline geçen her şeyi Allah yolunda infak etmişti. Diğer yönleriyle ne kadar derinse, cömertlikte de o kadar derindi. İlim alanında o denli ileriydi ki, Hazreti Urve onun hakkında “Hem fıkıh hem tıp ve hem de şiir sahasında Hazreti Âişe’den daha bilgilisini görmedim.”12 demişti. Ebû Musa el-Eş’arî Hazretleri de, “Ne zaman bir meseleyi ya da hadisi anlamakta zorlanıp Hazreti Âişe’ye sorsak mutlaka onda bir cevap bulur ve müşkilimizi hallederdik.”13 itirafında bulunmuştu. O muallâ annemiz söz söylemesini öyle güzel becerirdi ki; Ahnef İbn Kays “Ben Hazreti Ebû Bekir’in, Hazreti Ömer’in, Hazreti Osman’ın ve Hazreti Ali’nin (Allah hepsinden razı olsun) hutbelerini dinledim. Fakat, Hazreti Âişe’nin dudaklarından dökülen sözler kadar güzel ve anlaşılır olanlarını ondan başkasından duymadım.”14 şeklinde takdirlerini dile getirmişti. Adını her anışımda “Anam!..” deyip “Öz anama bu kadar tatlı “anam” demedim o da darılmasın.” düşüncesiyle yâd ettiğim muallâ validemiz, ibadet ü taatinde o kadar engindi ki; Kasım İbn Muhammed “Hazreti Âişe, Ramazan ve Kurban bayramları hariç senenin bütün günlerini oruçlu geçirirdi.”15 haberini vermişti. Bir gün yanaklarından süzülen yaşları görünce “Âişe, neyin var, niçin ağlıyorsun?” diye soran Resûl-i Ekrem Efendimiz’e “Cehennem ateşini hatırladım; ötede ailenizi tanır, beni de hatırlar mısınız yâ Resûlallah?”16 şeklinde cevap veren gözü yaşlı anamızın kalbi de o kadar ince idi ki; Urve Hazretleri “Sabahları evden çıkınca Hazreti Âişe’nin evine uğrar ve ona selâm verirdim. Yine bir gün erkenden ona uğradım. Baktım ki, namaz kılıyor, Cenâb-ı Hakk’ı tesbih u tazimde bulunuyor; sürekli “Biz dünyada, ailemiz içinde iken sonumuzdan endişe ederdik. Ama şükürler olsun ki Allah bize lütfetti ve bizi, o kavuran ateşten korudu.”17 mealindeki âyetleri okuyor; bu âyetleri durmadan tekrar ediyor, Rabbine dua dua yalvarıyor ve ağlıyor. Onu o hâldegörünce, ben de kalkıp namaza durdum. Fakat o okumasını bir türlü bitirmeyince ben biraz sıkıldım ve daha fazla dayanamayıp bir ihtiyacımı görmek için çarşıya gittim. Geri döndüğümde ne göreyim; Hazreti Âişe yine namazda ve kıyamdaydı; aynı âyetleri tekrar ediyor, ağlıyor ağlıyordu. 18İşte, bütün yönleriyle bir derinlik ve enginlik abidesi olan Âişe-i Sıddıka Annemiz cömertlikte de benzersizdi. Rivayet edildiğine göre; bir gün yetmiş bin dinarı halka paylaştırmış, sonra da oturup elbiselerini yamamış ve o yamalı elbiseleri giymişti.19 Bir başka gün, payına düşen bir malı yüz bin dinara satmış, eline geçen parayı muhtaçlara dağıtmış ve o günün akşamında da, kendisine ayırdığı arpa ekmeğiyle ancak iftar edebilmişti.20
Dipnotlar
- 12 Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 6/67; Ebû Nuaym, Hilyetü’l-evliyâ 2/49-50.
- 13 Tirmizî, menâkıb 62.
- 14 İbn Asâkir, Târîhu Dimaşk 24/352; el-Hâkim, el-Müstedrek 4/123.
- 15 Ebû Nuaym, Hilyetü’l-evliyâ 2/47.
- 16 Ebû Dâvûd, sünnet 24, 25; Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 6/110.
- 17 Tûr sûresi, 52/26-27.
- 18 Ebû Nuaym, Hilyetü’l-evliyâ 2/49.
- 19 Ebû Nuaym, Hilyetü’l-evliyâ 2/47.
- 20 Ebû Nuaym, Hilyetü’l-evliyâ 2/48.