İçeriğe geç

İnsanın gönlündeki hayır duygusunun ve cömertliğin de dereceleri vardır: İyiliksever olma ve yardım etmeyi sevme “semâhat”; bu duyguyu icra edip sorumlu olduğu kadar (zekat miktarı) yardımda bulunma “sehâvet”; malının çoğunu dağıtıp, daha azını geride bırakacak şekilde bol bol verme “cûd” ve kendisi de muhtaç olduğu hâlde başkalarını nefsine tercih ederek onların ihtiyacını görme ahlâkı da “îsâr” mertebesinin adıdır. İşte, bu mertebeler, bize bir realiteyi hatırlatmaktadır; demek ki, insanların hepsini aynı çizgide mütalâa etmek doğru değildir. Herkes kendi kabiliyetinin müsaade ettiği ufka ulaşabilecektir ve her insan kendine özel yükselme çıtasına göre değerlendirilmelidir. Nitekim, Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) bazı sahabelere mallarının sadece bir kısmını infak etmeleri tembihinde bulunurken, Tebük hâdisesi münasebetiyle bütün servetini hibe eden Hazreti Ebû Bekir’e “Ev halkına ne bıraktın?” diye sormuş, O “Allah’ı ve Resûlünü bıraktım.”11 cevabını verince hiç itiraz etmemiş ve Hazreti Sıddık’ın sadakatine çok yakışan infak anlayışını hoş karşılamıştır.

“Anam!”

181