İçeriğe geç

Zikir, bazen mücerret bir yâd etme şeklinde olur; bazen de onunla beraber bir fikir ve tefekkür de bulunur. Bazen kalbinizde takdir ve tebcil hisleri coşar ve Allah’ın ululuğunu, azametini temâşâ ettiğiniz o an içinizden “Allahu Ekber” demek gelir. Bazen, O’nun sonsuz nimetlerinin sağanak sağanak boşalması karşısında gönlünüzde اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ، اَلْمِنَّةُ لِلّٰهِ، اَلشُّكْرُ لِلّٰهِ diye bağırma, Cenâb-ı Hakk’a minnet ve şükranlarınızı ifade etme arzusu hâsıl olur. Bir başka zaman, Allah Teâlâ’yı şerikten, nazîrden, zıdd u nidden tenzih sadedinde ya da bazı insanların bir kısım işleri falana, filana veya kendilerine isnâd etmeleri karşısında, “Her şeyin fâili Allah’tır; O, işine başkalarının karışmasından muallâdır, müzekkâdır, O Sübhândır.” der, “Sübhânallah” diye haykırmak istersiniz. Meselâ, bir belgeselde, insan fizyolojisiyle, anatomisiyle ya da ruhun fizikî yapı üzerindeki tasarruflarıyla alâkalı baş döndüren icraât-ı sübhâniyeyi gördüğünüz zaman, ard arda “Sübhânallah” sözü dökülür dudaklarınızdan; Allah’ı anarsınız, “Ne büyüksün Rabbim, Sen Ahsenü’l-hâlıkînsin.” demek gelir içinizden. Bir musibete maruz kaldığınız ya da bir belanın def ü ref’ini gördüğünüz zaman da, yine O’nun merhameti, hıfzı ve inayeti ile alâkalı mülâhazalar gelir aklınıza; gelir de siz, يَا فَارِجَ الْهَمِّ يَا كَاشِفَ الْغَمِّ yakarışlarıyla bir kere daha O’nu yâd eder ve “Ey sıkıntı ve tasaları kaldıran, ey gam ve kederleri gideren!” diyerek O’na yönelirsiniz. Bunların her biri, değişik şekillerde O’nu zikretme demektir ve hâdiselerin insan gönlünde tetiklediği duygularla meydana gelen zikirlerdir.

Bütün Azalarla Zikir

332