İçeriğe geç

“Muhterem cemaat, şunu biliniz ki, siz; “müntehib” (seçen)siniz. Ben ise; “müntehab”ım (seçilen). Gideceğimiz yer ise; “müntehabün ileyh” (kendisi için seçim yapılmış yer, Millet Meclisi)dir. Sizin yaptığınız işe de “intihab” (seçmek) denir. İntihab ise “nuhbe” kelimesinden gelir. Nuhbe, kaymak demektir. Unutmayın ki, bir şeyin altında ne varsa kaymağı da o cinsten olur; tabanında ne varsa tavanına da o vurur. Yoğurdun üstünde, yoğurt kaymağı, sütün üstünde süt kaymağı, şapın üstünde de şap kaymağı bulunur…”

Şimdi eğer biz yoğurt gibiysek niye kaymağımıza sövelim ki! O benim bir parçam değil mi?. Devleti kınamak kendimizi kınamak; ona karşı olmak kendi kimliğimize karşı olmak demektir. Peki, devleti hiç sorgulamayacak mıyız? Tabiî ki sorgularız; fakat biz önce kendimizi sorgulamak suretiyle devletimizi sorgulamalıyız. “Ne kusurumuz var ki böyle oldu?” demeliyiz. “Fert fert neleri ihmal ettik ki bu hale geldik? diyerek sorgulamalıyız.

Birisi gelip Haccac-ı Zâlim’e, Hazreti Ömer’in adaletinden bahsedince, Haccac’ın verdiği cevap, meselemize vüzuh kazandırması bakımından mühimdir. Haccac, cevabında şöyle demektedir: “Siz Ömer zamanındaki insanlar olsaydınız, hiç şüphesiz ben de Ömer olurdum…”

45