O süreçte en büyük zararı ortadaki insanlar, mütereddit ve mütehayyirler gördü. Onlar, meydana gelen hâdiselere bakınca ve meydanda boy gösteren bir kısım anarşist ruhlara, bazı nihilistlere, bir avuç Haricî ve Karmatî’ye şahit olunca, “İşin doğrusu bunlar da biraz fazla ileriye gidiyorlar ve yapılanları hak ediyorlar.” dediler ve gadredenlerin bu mevzudaki ceberûtî tatbikatını mâkul ve meşru kabul ettiler. Yapılanları, sistemin müdafaası şeklinde algıladılar. O gün idareci olanlar da, ya kasten göz yumdular, ya da meseleleri algılamada zuhûller yaşadılar. Neticede o tereddütlüler, tereddütlerine yenildiler ve hoşgörü atmosferinin bozulmasına, uzanan barış ellerinin geri çekilmesine razı oldular.
Olup bitenler biraz da tahribatın kolay olması esprisine bağlanabilir. Tahribat, çok az, küçük bir gurubun elinden de olsa yine tesirli olabilir. Çünkü yıkma kolaydır. Karalama, yalan ve iftiranın yayılması birkaç kiralık kalemle her zaman mümkündür. O dönemde bunu da yaptılar. Yalan ve iftiralara başvurdular, bazı kimseleri ve müesseseleri karaladılar. Basın-yayın hürriyeti gölgesi altında iftira kampanyaları açtılar. Daha sonra, tekzip, tashih, tavzih ve tazminat davaları açılsa da bunlar aylarca sonra ancak sonuçlandı. Sonuçlandı ama bazılarının zihninde o kirli imajlar da bırakacağı tesiri bıraktı.