İşte başta peygamberler ve onları takip eden âbide şahsiyetlerin akabinde, onlardan sonra gelen insanlar bu yolda ortaya koydukları cehd u gayrete, izafî ceht, izafî gayret, nisbî çırpınış veyahut inayet çağrısı diyebilir. Bir misalle bu durumu ifade edecek olursak, bizim bu mevzuda göstereceğimiz gayret, yüzme bilmediği hâlde kendisini denize atan ve yüzebilmek için çırpınıp duran bir kimsenin hâline benzer. Nasıl ki, denize düşmüş ve orada çırpınıp duran böyle bir insana şahit olanlar, “Bu adam yüzme bilmiyor, onu kurtaralım.” derler. Aynen bunun gibi, büyüklerin takip ettiği yolda ilerlemeye çalışan birinin, “Allah’ım bu yolda yürümek benim haddim değil ama ben kendimi bu işe verdim. Enbiya-yı izâma, evliya-i fihâma, ebrar-ı kirama baktım, hepsi bu deryada yüzüyorlar. Ben de her ne kadar yüzmeyi beceremesem de onların yolundan gitme arzu ve niyetindeyim.” deyip o deryaya atlaması bir inayet çağrısı olur. Allah (celle celâluhu) Kendisine teveccüh etmiş böyle bir kulun boğulmasına fırsat vermez ve elinden tutup onu oradan çıkarır. Daha sonra ona yeni yeni ufuklar açar. Zerreyi Güneş, damlayı derya, hiç ender hiçi de her şey yapar onun için. Yeter ki biz bu anlayışla kendimizi sıfırlayabilelim. Yeter ki biz, varlık iddiasından, benlik davasından sıyrılabilelim. Bildiğiniz gibi sıfırın hiç değeri yoktur fakat bakarsınız yanına bir rakam konur ve birdenbire, onun değeri on kat artar.