İçeriğe geç

Resûl-i Ekrem Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), ruhunun ufkuna yürümeden önceki son gecesinde Hazreti Ebû Bekir’i imam tayin buyurmuştu.153 Hazreti Ebû Bekir’in böyle bir göreve tayin edilmesi önemli bir mazhariyet olduğu gibi, cemaatin o imamın imamlığını kabul etmesi de ayrı bir mazhariyettir. Evet, sahabe-i kiram engin havsalasıyla bu durumu kabullenmiş ve iktida edilmesi gereken o zata iktida etmişti. Bu esnada Peygamber Efendimiz (aleyhissalâtü vesselâm) mübarek sütresini sıyırıp, cemaatin o mübarek mukteda bihin arkasında huzur içinde ubûdiyetlerini ifa ettiklerini görmüş, vazifesini yapmış olmanın süruruyla tebessüm buyurmuş ve perdeyi indirmişti.154 O perde aynı zamanda dünyaya karşı da inmişti; fakat Kâinatın İftihar Tablosu ruhunun ufkuna yürürken mesrurdu. Çünkü iman davasını omuzlayacak o güzide topluluk, birlik ve beraberlik ruhu içerisinde Allah huzurunda el pençe divan durmuştu. Zaten İki Cihan Serveri’nin hayatının gayesi de buydu. Bundan dolayıdır ki, mübarek sütresini huzur ve itminan içerisinde indiriyordu. Aynı ulvî yaklaşımı, aynı duygu ve düşünceyi Resûl-i Ekrem Efendimiz’in cin taifesiyle görüşüp onlara dini tebliğ etmesi hâdisesinin akabinde de görüyoruz. Bir rivayette, Abdullah İbn Mesud Hazretleri, Allah Resûlü’nün, bu görüşmeden sonra, “ins ve cinnin iman edeceklerinin kendisine vaat edildiğini, insanların inandığını, şimdi de cinlerin iman ettiğini, böylece bu vaadin gerçekleştiğini, dolayısıyla vazifesinin bittiğini ve ölüm vaktinin yaklaştığını” iş’arda bulunduğunu nakleder. Evet, İki Cihan Serveri, dünyada bulunuyor olma gayesini, vazifesine bağlamıştı. Vazifesi biter bitmez de bu ten cenderesinden kurtulup bir an önce Hakikî Dost’a kavuşma arzusundaydı.155

203