Aslında böyle bir düşünce, Kur’ân’a dilbeste olmuş ve insanlık çapında yeniden bir “ba’sü ba’de’l-mevt”i gerçekleştirmeye çalışan her bir ferdin mefkûresi olmalıdır. Evet, bir diriliş kahramanı, hayatını bu yüce mefkûreyi ikameye bağlamalıdır. Hatta yeri geldiğinde; “Allah’ım, bugüne kadar vifak ve ittifaka vesile kıldığın ve hak yolunda istihdam buyurduğun bu ‘bende’n, eğer bugünden sonra, enaniyet hesabına hareket edecek, benliğini işin içine katarak ihtilâf ve iftirak çıkmasına sebebiyet verecekse, ne olur, onu, nezd-i ulûhiyetine al; al da onu baş aşağı yuvarlanıp gitmekten ve mahv u perişan olmaktan kurtar!” demesini bilmelidir. İnsan bu konuda hep yiğitçe davranmalı ve her gece yatağa girdiğinde, “Eğer dinim adına bir şey ifade ediyorsam dünyada kalmamın bir mânâsı vardır. Dinim adına bir şey ifade etmiyorsam burada kalmanın da bir anlamı yoktur.” mülâhazalarıyla başını yastığa koymalıdır.
İnsan bütün bu mülâhazalarla peygamberâne bir azim ve cehd içinde olmalı, bu konuda himmetini âli tutmalı ve onların sahip oldukları sıfatlara talip bulunmalıdır. Demelidir ki: “Allah’ım, Sen istidatları daha da inkişaf ettirebilirsin. Senin ‘kader’inin yanında ‘kaza’n ‘kaza’nın yanında da ‘atâ’n vardır. Kaza buyuracağın şeyleri atânla değiştirebilirsin. Bize nâmütenâhî istidatlar bahşeyle! İstidatlarımıza yeni yeni inkişaflar lütfeyle! Bizi her şeyi daha doğru okumaya, daha doğru değerlendirmeye muvaffak eyle!”