Başkalarının yukarıda bahsettiğimiz incelikleri kavrayamaması, bu konuda durması gerekli olan yerde duramaması, bizim de aynı şekilde davranmamıza gerekçe oluşturmaz. Sû-i misal, emsal olmaz. Nasıl olsa bu mesele değerden düştü diyerek biz de başkalarına karşı saygısızlığa giremeyiz. Kimse bu konuda üzerine düşeni yapmasa bile biz bu ölçüleri korumak zorundayız. Allah, herkesi kendi davranışlarından hesaba çekecektir.
Burada ifade ettiklerimiz, insaf ve vicdan sahibi kimseler hakkında geçerlidir. Küfür, dalalet, ilhad ve tahribe kilitlemiş kimselere gelince; siz ne yaparsanız yapın onları tatmin edemez, onların şerlerinden emin olamazsınız! Kâbil’e bir şey anlatmak, Firavun’a söz dinletmek mümkün değildir. Bunu da bir realite olarak kabul etmek gerekir.
Yolun çetin olanını seçmişsiniz. Çünkü siz, tamir ve ıslah peşinde koşuyorsunuz. Tahrip kolaydır. Bir şeyleri kısa zamanda yıkıp devirebilirsiniz. Fakat yıkılan şeyleri tamir etmek, tekrar hüviyet-i asliyesine kavuşturmak uzun zaman ve büyük gayretler gerektirir. Ayrıca siz, Allah rızasını kazanma, O’nun adını her yerde bir bayrak gibi dalgalandırma, insanları sevgide bir araya getirme, kavgasız bir dünya inşa etme gibi meşru hedeflerin yanında, kullanacağınız vasıtaların tamamının da meşru olmasına dikkat etmek zorundasınız. Hiçbir zaman, “Benim için önemli olan, hedefime ulaşmaktır. Ben oraya yürürken düşen düşsün, kapaklanan kapaklansın, kırılan kırılsın!” diyemez, Makyavelist mülâhazalarla hareket edemezsiniz. Bir Müslüman katiyen böyle çarpık bir düşünceye sahip olamaz. Hedef ne kadar mukaddes ve yüce olursa olsun, Makyavelist bir düşünceyle hareket ediyor ve gayrimeşru vasıtalara tevessül ediyorsanız, bununla hedefinizin yüceliğini de yıkıp geçmiş olursunuz.