Maalesef İslâm, günümüzde akla, mantığa, vicdana ve duygulara hitap eden bir din gibi sunulmuyor. İyi bir temsil ortaya konulamadığı gibi temsilde devamlılık da sağlanamıyor. Tabiri caizse meyhane ile cami arasında gelgitler yaşayan kalabalıklar söz konusu. Hidayete eren insanlar varsa bu tamamen Cenab-ı Hakk’ın bir lütfu. Yoksa hakikati arayan, Müslümanlığı araştıran insanlar bizi gördüklerinde yürüdükleri yoldan gerisin geriye dönebilir. İşte bütün bunlar da zihin karışıklığına sebep oluyor.
Günümüzde bazı kimselere fetret zamanı insanı nazarıyla bakılsa yeridir. Bu gerçek, ölen kişilerin akıbeti hakkında kesin hüküm vermekten bizi meneder. Fakat her fırsatta küfrünü ortaya koyan, onu kendince ilmî kaidelere dayandıran ve onun bayraktarlığını yapan insanları bu değerlendirmenin dışında tutmak gerekir.
Bununla birlikte dinde zahire göre amel etmenin bir esas olduğu unutulmamalıdır. Kimsenin kalbini yarıp bakamayacağımız için zahire nazaran (görünene bakarak) insanların Müslüman olup olmadıklarına hükmederiz. Ölenlere de buna göre muamele yaparız. Bir insan Müslüman olarak yaşamışsa ve son anına kadar da onunla ilgili bu bilgimizi değiştirecek bir durumu olmamışsa öldükten sonra onu İslâmî hükümlere göre teçhiz ü tekfin eder ve Müslüman mezarlığına defnederiz. Bir insan Allah’ı inkâr ederek öbür âleme yürümüşse muamelemiz de buna göre olur. Evlat, yakın veya dostlarının küfür üzere öldüğünü bildikleri bir kişi hakkında inanmadığı rahmet ve mağfireti dilemeleri doğru olmaz.