Bazen diyaloğa geçeceğimiz insanların yaşantıları, inançları, duygu ve düşünceleri bize ters gelebilir. Hatta bunlar, inandığımız değerlere dil uzatan, söz ve fiilleriyle bize zarar veren kişiler de olabilir. Bu gibi “belva-i âmm” (kaçınılması mümkün olmayan durum) diyebileceğimiz durumlar karşısında bizi kurtaracak olan şeyler, niyetlerimiz ve maksatlarımızdır. Şayet onlarla kuracağımız münasebetler sayesinde insanlık adına bir kısım zararların önüne geçebilecek veya bir kısım faydalar temin edebileceksek diyalogdan geri durmamalıyız. Çünkü insanlar bizimle oturup kalkmaya başladıklarında bazı şeyleri daha iyi anlayabilir, tavır ve davranışlarımızdan hareketle inandığımız değerler hakkında fikir sahibi olabilirler. Bunları kabul etmeseler bile en azından bizi doğru tanımış olurlar. Önyargılarından kurtulur ve düşmanlıktan vazgeçerler. Böylece gelecekte muhtemel çatışma ve kavgaların da önüne geçilmiş olur. İşte bizim bütün derdimiz, davamız bu olmalıdır.
Diğer taraftan günümüzde bir yönüyle ‘fetret’ yaşandığını unutmamalısınız. Maalesef Müslümanlık ne doğru bir şekilde anlatılabilmiş ne de mükemmel bir şekilde temsil edilebilmiş. Böyle bir ortamda başkalarının bizim bulunduğumuz ortamlara gelip bizi dinleyeceklerini düşünmek gerçekçi olmaz. Bu sebeple insanları dine bakışlarına veya bize yaklaşımlarına göre farklı kategorilere ayırmadan ve etiketlemeden herkesin ayağına gitmeli, herkesle bir münasebet geliştirmeye çalışmalıyız. ‘İnsan’ olmaları hasebiyle herkese karşı saygılı olmalıyız. Hatta ortada bir kusur varsa onu kendimizde görmeliyiz. Niçin bugüne kadar onlara kendimizi anlatma adına gerekli çabayı göstermediğimizin, bunun için gerekli donanımı kazanmadığımızın veya dinimizi doğru temsil etmediğimizin muhasebesini yapmalıyız.