İçeriğe geç

Esasında bugüne kadar yurtdışına açılan Hizmet gönüllülerinin bir kısım eksik ve kusurlarına rağmen gittikleri yerlerde hüsn-ü kabul görmeleri ve Cenâb-ı Hakk’ın gönüllerde onlar adına sevgi vaz’ etmesi, bundan sonra ihsan edeceği nimetler adına da en büyük referanstır. Günümüzün adanmışları bugüne kadar gittikleri yerlerde ciddi hiçbir tepki görmediler. Ufak tefek sıkıntılar yaşanmışsa, bunlar da bizim usûl ve üslup hatalarımızın veya başarıları kendimizden bilmemizin bir neticesi olmuştur. Bu sebeple eğer biz Rabbimize vermiş olduğumuz ahdimizi bozmaz ve bütün gönlümüzle O’na teveccüh edebilirsek bundan sonra da O, –inşâallah– ihsan ettiği nimetleri artırarak devam ettirecektir.

Buraya kadar zikrettiğimiz hususlar, işin bir yönüdür. Diğer yönü ise şudur: İnsan, Allah’a ibadette ne kadar derinleşirse derinleşsin, kendisini ne ölçüde hizmete adarsa adasın yine de yaptıklarını yeterli bulmamalı ve sürekli “Daha yok mu?” demelidir. Esasen uhrevî lütuflar bir yana bu dünyada sahip olunan nimetler bile göz önünde bulundurulacak olursa, yaptığımız ibadetlerin bunlar karşısında ne kadar az ve yetersiz kaldığı daha iyi anlaşılacaktır. Mesela insanın ademden vücuda, vücuttan canlı olmaya, canlı olmadan insan olmaya, oradan İnsanlığın İftihar Tablosu’nun (sallallâhu aleyhi ve sellem) arkasında saf tutmaya kadar sahip olduğu nimetler o kadar büyüktür ki bunların hakkını ödemek mümkün değildir.

Tevbe, İnâbe, Evbe Kahramanları

Öte yandan mü’mine düşen vazife, yaptığı en küçük hatalar karşısında bile çok derin pişmanlık hisleriyle Allah’a yalvarıp yakarmaktır. O, tevbe ve istiğfar adına ellerini semaya kaldırdığı veya başını yere koyduğu zaman sanki dünyanın bütün vebalini sırtlanmış gibi bir hâl sergilemelidir.

102