Fakat biz, arkadaşlarımızı sena etsek, sürekli onların faziletlerini zikretsek ve âdeta onların gazelhanı olsak da aynı şeyi onlardan beklememeliyiz. Bütün bunları karşılıksız yapmalıyız. Zira biz, Hakk’ın hatırını âli tutar, doğru bildiğimiz ve fayda mülâhaza ettiğimiz hususları başkalarının yanında zikrederiz. Değerlerimize ve mefkûremize hizmet eden, Allah’ı (celle celâluhu) anlatan, Efendimiz’i (sallallâhu aleyhi ve sellem) sevdiren insanları takdir ederiz. Çünkü bunlar bizim de istediğimiz şeylerdir. Fakat onlar da aynı şeyi yaparlar mı yapmazlar mı, bize karşı aynı kadirşinaslığı gösterirler mi göstermezler mi, bu onların bileceği bir husustur, bizi alâkadar etmez.
Sevgide Denge
Sevme ne kadar önemliyse, sevgide dengeyi koruma da o kadar önemlidir. Bir mü’min Cenâb-ı Hakk’ı, O’nun esma-i hüsnâsının ifade ettiği bütün mânâlar çerçevesinde deli gibi sevebilir/sevmelidir. O’nun sevgisiyle cayır cayır yanabilir. Fakat Allah’ın dışındaki varlıkların sevgisinde ölçünün korunması gerekir. Zira peygamberler de dâhil olmak üzere hiçbir varlık Allah gibi sevilmez. Nitekim müşrikler, Allah’ı seviyor gibi putları sevdikleri için Kur’ân tarafından kınanmış, zemmedilmiştir. Muhit olan Allah, muhit bir sevgiyle yani seviyeler üstü, çerçevesiz bir muhabbetle sevilir. O’nun dışındaki bütün varlıklar ise kendi seviyelerine göre.