Nefis, kibir, gurur, bencillik, haset, haksızlık, düşmanlık… gibi ruhun kolunu kanadını kıran/kıracak olan şeytanî hususiyetlerine rağmen, özünde ruh refakatine yükselecek seviyede kıymet ifade eden önemli bir potansiyeli de haizdir. Eğer konumunun, Hakk’ı tanıyıp anlamaya bir vasıta olduğunu kavrar, iddiayı bırakır, duaya yönelir ve mahiyetindeki potansiyel fenalık hislerinden ötürü Rabbine sığınır, Hakk’a vuslat yolunda kalb ve ruhun arkasında durursa, o da refikleriyle beraber “a’lâ-i illiyyîn”e yürüyebilir.
Aslında nefis, insanda metafizik gerilim adına da çok önemli bir unsur sayılır. Âdeta o, potansiyel insanın hakikî insanlığa yükselmesi adına bir zemberek gibidir. Uğraştırır insanı ve fırsat vermez onun uyumasına. Biler sürekli insandaki mücadele azmini ve beynini kullananlara beyin fırtınaları yaşatır. Nihayet mahiyet-i insaniye, yaratılışıyla hedeflenen kıvama erince o da kalb melikinin memlûkü hâline gelir ve ona her zaman “Mağrur olma padişahım senden büyük Allah var!” der gibi bir tavır alır. İsterseniz siz buna;
“Her bir nefse ve onu düzenleyene; ona hem kötülüğü hem de ondan sakınma yolunu ilham edene yemin olsun ki: nefsini maddî ve mânevî kirlerden arındıran felâha erer.”2 fehvâsınca, tezkiye imbiklerinden geçmiş ve fücûru aşarak takvaya ulaşmış “müzekkâ nefis” de diyebilirsiniz. Ne derseniz deyiniz artık bu hâliyle o, ruhun bir dublesi hâline gelmiştir.. ve hep kaçar şerden, yürür hayra.. tiksinti duyar seyyieden, koşar haseneye.. ve bir an gelir ki, misyonunu âsâb, hassasiyet ve beşerî diğer garîzelere tevdi ederek ömrünü ruh mihmandarlığında geçirmeye başlar.
Dipnotlar
- 2Şems sûresi, 91/7-9.