İçeriğe geç

Fena tasavvurlar, sevimsiz tavırlar, olumsuz davranışlar, –tabiri caizse– ruhta bazı takallüsler meydana getirdiği gibi, nezih mülâhazalar, Hak hoşnutluğunu hedefleyen planlar, projeler, kalb ve lisanın “Allah Allah” diye gürlemesi de ruhta inşirah ve inbisatlar hâsıl eder/etmektedir. Çok defa biz farkına varmasak da bu hâl nuraniyete inkılâp ederek “latîfe-i rabbâniye” yolu ile bütün ruh ufkunu sarar; sırrı tenbih edip harekete geçirir ve insanın metafizik derinliklerinde değişik şekilde yankılanmaya başlar. Bunun gibi beden de ne zaman, ibadet ü taatle Hakk’a inkıyadını ifade eder, yaratılışının gayesine (mâ hulika leh) uygun yaşar, imanını diyanetle derinleştirir ve ibadetini ihsan şuuruyla taçlandırırsa, bu defa da ruhta âdeta bir şölen havası hissedilmeye başlar. Ümit ve reca o insanda Hakk’a iştiyak duygularını kamçılar; mehâfet ve haşyet mülâhazalarına kapı aralayan davranışlar da onun ruhunda saygı, temkin ve teyakkuz hissi uyarır. Böylece, denizlerin tebahhur edip buluta yürümesi, bulutların yağmurlaşıp arzın başına boşalması, sonra da çağlayıp ummanlara akması… gibi bedenden ruha, ruhtan da bedene sürekli böyle bir dolup boşalma söz konusu olur.

Bu şekilde karşılıklı bir tesir ve teessür sayesinde cismaniyetin galebesi sonucu insanın baş aşağı “esfel-i safilîn”e sukutu mukadder olduğu gibi; iman, islâm ve ihsan yörüngesinde hareket etmesi sayesinde de –bi iznillâh– insanî tamamiyete ve “a’lâ-i illiyyîn”e yükselmesi söz konusudur. Seyr u sülûk dediğimiz şey de işte böyle bir teati ve alışverişle Hakk’a vuslatın ayrı bir unvanı ve insan-ı kâmil olmaya yürümenin de önemli bir yoludur.

237