Varlığı bütünüyle bir akl-ı evvele bağlama ve peygamber yerine de “insan-ı kâmil” unvanıyla birini ikame etme, hemen bütün sapık sistemlerde karşılaşılan bir husus. Allah ve peygamberlerin (aleyhimüssalâtü vesselâm) sözlerini bâtınî mânâlara bağlama, her ifadede yorumu öne çıkarma ve “tevil” deyip durma bâtınî diyalektiğin önemli unsurlarındandır. Hurûfîlerin yaptıkları gibi, harflere şer’-i şerif ve akl-ı selimle telifi imkânsız mânâlar yükleme, iğlak ve iphamda keramet arama da diyeceğimiz daha ne paradokslar.. ve bütün bunları, din adına, hüsn-ü niyetle yapıyor gibi görünme, hatta günümüzdeki bazı gizli cemiyetlerin yaptıklarına benzer şekilde bir kısım anlaşılmaz merasimlerle yapılan şeyleri daha bir büyülü gösterme türünden şeyler, din-diyanet bilmeyen cahil yığınları baştan çıkarmak için yetip artmıştır.
Bunların, ibadet ü taati farklı yorumlamaları, mâsiyet ve lâahlâkîliği âdeta teşvik etmeleri, zamanla insanları bütün bütün serazat ve kural kabul etmez hâle getirmiş; sonuçta da her şey gidip anarşiye incirar etmiştir/etmektedir. Ne var ki, bunlar ruhları âheste âheste ifsat ettiklerinden, dinin ruhundan habersiz kimseler farkına varmadan bu mel’un ağın içine düşmüş ve bir daha da kurtulamamışlardır. İşte o mel’un vetireden bazı ipuçları:
1. Teferrüs: Muhatabın bir şeyi anlayıp anlamaması açısından iyi belirlenmesi.
2. Te’nis: Alıştıra alıştıra ve rehabilite ede ede hedefin veya kurbanın ruhuna girilmesi.
3. Teşkik: Namzedi din hakkında şüpheye düşürme, itikadını sarsma veya onların Allah yerine değişik ritüellere yönlendirilmesi.
4. Ta’lik: Namzedi kabul etmenin belli yeminlere bağlanması.
5. Râbıt: Sırlarını fâş etmeme ahd ü peymânında bulunulması.
6. Tedlis: Namzedin, anlattıkları şeylerin ilhama bağlı olduğuna inandırılması.
7. Hal’: Bâtını tam kavrama kıvamına gelmiş olanların, zâhirden bütün bütün koparılması.