İçeriğe geç

göz alıcı bir keyfiyete ulaşacaktır. Demek ki abdest, ümmet-i Muhammed için bir alamet-i fârika (ayırıcı vasıf) olacak, onları diğer ümmetlerden ayıracak, nuraniyet kesp etmelerine vesile olacaktır. Fakat bizler yine de tam olarak işin hakikat ve keyfiyetini bilemiyoruz. Onu âhirette göreceğiz.Konu ile ilgili olarak Bediüzzaman Hazretlerinin yaklaşımı dikkat çekicidir. Ona göre bu dünyada şükür hisleri ile ve meşru dairede yenilen meyvelerin neticesi, yine Cennet’e layık tarzda lezzetli yiyecekler ve meyveler olacaktır. Burada bir meyve yedikten sonra söylenen “elhamdülillah” kelimesi, orada Cennet meyvesi olarak takdim edilecektir. Yani burada bir meyve yenir, ama orada mahiyeti bizce meçhul ‘elhamdülillah’ yenir. Bu durumda önemli olan, o nimet içinde ilahî nimetleri ve Rahmanî iltifatı görüp manevî bir şükür duygusu yaşamaktır.124 Evet, dünyada yaptığımız her amel, her fiil, âhirette kendine mahsus özellikleriyle şekil alıp karşımıza çıkacaktır. Burada çektiğimiz sıkıntılar, ötede ferahfeza bir hayat yaşamamıza vesile olacaktır. İşlediğimiz salih amellerin bazıları Cennet köşkü olarak, bazıları ırmağı olarak verilecektir. Üstelik Cennet’teki köşkler, villalar, ırmaklar, meyveler dünyadakiler ile kıyaslanamayacak kadar farklı ve güzel olacaktır. Bu açıdan Cennet meyvelerinden yendiğinde, ırmaklarından içildiğinde alınacak lezzetin tarifi mümkün değildir.Şunu da ifade etmek gerekir ki Cennet’teki ‘biz’le dünyadaki ‘biz’ aynı olmayacaktır. Orada karşılaşacağımız nimetler de dünyadakilerden farklı bir mahiyette olacaktır. Yani icmalî olarak dünyadaki amellerin kendilerine mahsus uhrevî temessülleri olacağını söylesek de âhiret âlemine ait detayları bilemiyoruz. Dolayısıyla bu konuda kesin hükümlere varmamız doğru olmaz. İhtiyatlı olan yol, bunları Allah’ın ilmine havale etmektir.

185