İçeriğe geç

Şu hâlde, insan kaderin önünde eli kolu bağlı bir robot değildir. Yani insan, bir örümcek ağı gibi kaderin ağlarıyla sarılmış, elleri arkadan kelepçelenmiş, idam fermanı boynuna asılmış, soluk alamaz hâle getirilmiş.. veya denize atılmış, sonra da kendisine, “Sakın ıslanma!” denerek alaya alınmış zavallı bir mahkûm değildir. Evet, kader bu olmadığı gibi, insan da o kader rüzgârının önünde savrulup duran kuru bir yaprak değildir. İslâm’ın her meselesinde bir itidal ve istikamet vardır. Meselâ, olur olmaz her yerde öfkelenme bir ‘ifrat’ ise, her söz ve davranış karşısında susma da bir ‘tefrit’tir. Hiç evlenmeyip, kadını âdeta inkâr etme bir tefritse, önüne gelen her kadından istifade düşüncesi de ifrattır. Kapitali totemleştirme ‘ifrat’sa, bunun tam tersi, servete hayat hakkı vermeme de bir ‘tefrit’tir. İşte, kader mevzuunda her şeyi insana verme ve “İnsan kendi fiilini kendi yaratır.” (İ’tizal) deme ifrat ise, bunun tam zıddı, “Kulun, kendi fiilinde hiçbir dahli ve fonksiyonu yoktur.” deyip, insanı kader karşısında hiçbir uzvunu oynatamaz felçli duruma düşürmek de (Cebriyecilik) tefrittir. Bahsimiz boyu görüşlerine tercüman olmaya çalıştığımız Ehl-i Sünnet ise, “Kesb ve irade kuldan, yaratma ise Allah’tandır (celle celâluhu).” diyerek, bu mevzuda da hakikati ve itidal yolunu ortaya koymuştur.

248