İçeriğe geç

İzmir-Ankara arasında çalışan bir tren düşünün. Bu trenin hangi saatlerde hangi istasyonlarda olacağı dakikası dakikasına tespit edilip, bir vakit cetveli hâlinde asılmıştır. Tren, bu vakit cetvelinde yazılı olan saatleri hiç şaşırmadan varacağı istasyonlara varır. Hâlbuki trenin hızı, üzerinde gideceği demiryolunun çeşitli hususiyetleri, trenin ne kadar yolcu veya yük alabileceği, yani taşıma kapasitesi, yol boyunca bulunan istasyonlar ve hatta mevsimler ve hava durumu trenin seyahatine tesir eden faktörler olup, bütün bu faktörler de, vakit cetvelini hazırlayan ilgili büro tarafından bilinmektedir. Şimdi tren, vakit cetvelini hazırlayan büro yazdığı için mi belli saatlerde belli istasyonlara varmaktadır; yoksa, sözünü ettiğimiz bürodan bağımsız faktörlere göre mi trenin seyahati düzenlenmiştir? İşte, iradenin durumu da böyledir.. ve o, kaderin mutlak mahkûmiyeti altında değildir.

Güneş tutulması gibi astronomik hâdiseler önceden tespit edilip takvimlere ve ilmî raporlara saati saatine, dakikası dakikasına kaydedilir. Şimdi, güneş ya da ay tutulması, takvimde yazıldığı veya ilim ehlince tespit edildiği için mi o saatte ve o dakikada gerçekleşir; yoksa o saatin o dakikasında gerçekleşeceği için mi takvimlere yazılır veya ilim adamlarının raporlarına geçer? Güneş veya ay, takvimlerde yazıldığı için tutulmuyor, bilakis tutulacağı için takvimlere yazılıyor. İnsan, yaptığını Allah (celle celâluhu) kaderinde yazdı diye yapmaz; insan yapacağı için Allah (celle celâluhu) yazar. İnsanın iradesini kullanarak yapacağı her şeyin kaderî olarak yazılması, iradesini kullanmasına nasıl mâni değilse, insanın irade sahibi olması da, yapacağı şeylerin önceden kader hâlinde yazılmasına aynı şekilde mâni değildir.

b. İradenin hesaba katılmadığı tek yönlü bir kader, bahis mevzuu olamaz

246