İçeriğe geç

Önceden izah edildiği gibi, kader insanı belli bir istikamette davranmaya zorlamaz; bilakis, kulun neyi nasıl yapacağı önceden Allah (celle celâluhu) tarafından bilindiği için, kaderi de öyle tespit edilir. Yani, kader ilim nev’inden olup, irade ve kudret nev’inden değildir; ilim ise maluma tâbidir. Ancak, Allah’ın ilmi için tâbi demek doğru da olmayabilir.

Kaderin ilim nev’inden olması demek, her şeyin Allah’ın (celle celâluhu) ilminde kesilip biçilmesi ve tayin, tespit ve sonra da bir plân ve proje hâline getirilmesi demektir. Bilmek ayrı, bilineni yapmak, yani dış âlemde tezahür ettirmek ayrıdır. Zihnimizde ne kadar plân, proje çizersek çizelim, bunlar hiçbir zaman, meselâ bir fabrika veya bir ev olmayacaktır. İlmin maluma tâbi olması da, bir tasarı veya plânın dışta, yani pratikte alacağı şekle bağlı olması demektir. –Lâ teşbih vela temsil– Allah’ın (celle celâluhu) ilminin bir unvanı olan kader de, böyle bir plân ve proje gibidir ki, bu plân veya proje pratikte insanın iradesiyle yapacağı fiillerle şekil ve hüviyete ulaşır. Bu, kâğıt üzerinde görülmeyen yazıların, o kâğıda kudret ve irade eczasının sürülmesiyle vücut bulması gibidir. İnsan, cüz’î iradesiyle teşebbüste bulununca, Allah (celle celâluhu) da, kâğıttaki görünmez yazılara kudret ve iradesiyle tecellî eder ve böylece kâğıttaki yazılar dışta bir vücut ve şekil alır. Şu kadar ki, Allah (celle celâluhu), insanın iradesiyle neler yapacağını önceden bildiğinden, hepsini önceden tek tek defterine yazmış bulunmaktadır.

245