İçeriğe geç

Elhak yaratamazlar, kanadını bile değiştiremezler. İlmî tekamülleri sonsuzluğa doğru gitse; hepsi bir araya gelseler, bilgilerini üst üste yığıp, yeni keşifler yapıp, yeni teknolojiler geliştirseler; yine de Cenâb-ı Hakk’ın yaratılış mucizesine ulaşıp, bir tek sineğin kanadını bile değiştiremezler. Kur’ân böyle diyor, ilim de böyle diyor. Bunun dışında bir söz edilemez artık.[14]

Sinek onlardan birşey alıverse. Yani, sizin vücudunuzu teşkil eden, milimetrenin binde biri olan mikronla ölçülebilen, x ışınları ve elektromikroskoplarla görülebilen hücrenin içindeki çekirdeği aldığınız an, onu ölüme mahkum eder, hayatiyetine son verir de yeniden iade edemezsiniz.[15]

Cenâb-ı Vacib-ül Vücud Hazretleri bu ayetlerin pencerelerinden ma’rifete giden yolu gösteriyor. Bizlere ma’rifet havasını teneffüs etme imkanını bahşediyor.

Böylece, O’na ait ma’nâları görüyor, düşünüyor, bedbinlikten kurtuluyor; eşyanın ve kendimizin gelişigüzel, kapkaranlık bir meçhule gitmesi kaygısından uzaklaşıyoruz. Herşeyin dizginini elinde tutan Cenâb-ı Hakk’ı tanıyor, o zimamdarın istediği istikamette gitmenin şuuruna eriyor, Elhamdülillah diyoruz.

Dünyanın ömrü, binlerce sene devam etse, ilim binlerce derece mesafe kat etse; Kur’ân ayetleri yine aynı hakîkatları haykıracak, ilmî hakikatların hiçbiri ile çelişmeyecektir.

Allah’ı inkar etmek isteyenler son bir ümitle; kurumuş tütün yapraklarını parçalayıp ezdiler ve hayatîyet eseri bırakmadılar. Ertesi sene, o yaprak tozlarını başka tütün yapraklarıyla karıştırdılar, bir canlılık emaresi müşahade edince de İşte, var ettik, hayat yarattık dediler. Fakat elektromikroskopla meselenin inceliklerini araştırdıkları zaman, hücrenin çekirdeğinde ve stoplazmada bulunan RNA ve DNA dedikleri terkiplerle karşılaşıp, yine mağlub oldular. Allah-u Halik-u Külli şey dediler.[16]

12