İçeriğe geç

Hayat ve varlık birer sırdırlar. Birşeyin yoktan var olmasında hayat sırrı,ruh ve can sırrı, mevzubahistir. İnsan, bunlara ülfet ettiği ve alıştığı için harikalıklarını düşünmez bile. Rahmet sırrının tecellisi olan, annenin yavrusuna şefkatini izah edemez. Anne karnının, yavru için şefkat yüklü bir beşik hâline gelmesini ve yavrunun nazeninane beslenmesini izah edemez. Yumurta ve sprem nasıl hayatiyet buluyor, nasıl ruh ve can kazanıyor? İlim, kendi sathî bakışıyla bunları izah edemez. Şundan, sonra şundan, ondan sonra da şundan dolayı olmuştur diyemez. Keza, cansızlar nasıl can buluyor izah edemez. Kâinattaki varolma sırrı ve hayatiyet sırrı karşısında, bu oluşu kavrayamayan ve küfre ait Varlık nazarîyesinin başbuğu gibi, yerden biten nebat karşısında Hayret ediyorum, nasıl varoluyor? diyerek şaşkınlığını ve temsil ettiği nazarîyenin çürüklüğünü ilan eder.

Bediüzzaman, Varlık ve hayat; bunların her iki tarafı da nuranîdir diyor. Yani sizin yaptığınız şeylerin görünen dış kısmı, mülk tarafı perdedir, perdelidir. Mesela, evlenmezseniz çocuğunuzun olmayacağını zannedersiniz. Ama evlenmek, anne ile babanın biraraya gelmesi, çocuğun olması için bir perdedir. Allah, o sebebi icraatına perde yapmıştır. Eşyanın yaratılışına ve hayatîyetlerinin devam keyfiyetine baktığımız zaman da, hepsinin zahirî sebeblere bağlı olduğunu görürüz. Bunlar Cenâb-ı Hakk’ın icraatına birer perdedir. Ki, Allah’ın kudret ve iradesinin, zahiren, basit ve hasis şeylere taallaku görülmesin, izzet ve azametine halel gelmesin. Bu hususu, o mübarek zat, fevkalade oturaklı ve üstün bir ifade ile beyan eder: İzzet ve azamet ister ki: Esbab, perdedar-ı dest-i kudret ola aklın nazarında.

19