Allah’ın izzeti,akıl almaz galebesi, azameti, büyüklüğü ve insan ihatasının ulaşamayacağı varlığı ister ki, zahirî sebebler icraatına perde olsun. Ama O’nun Tevhid ve Celâl’i de vardır. Tevhid ve Celâl’i ise Allah’ın mülkünü kimseye takdim ettirmez, kimseye vermez. Cenâb-ı Hakk, Tevhid’le herşeye sabip çıkar: Mülk benimdir! der. Celâl’iyle şimşekler çaktırır: Benim mülkümü kimseye veremezsin! der. Kur’ân bunu şöyle anlatır: Ruhtan sana sorarlar. Ey Habib’im de ki, O benim Rabb’imin işidir. O’nun kanunudur. Herkesi susturur, cevab veremez hâle getirir.
Ruha sahip çıkabilir misiniz? Onu ben yaptım, yaratabilirim diyebilir misiniz? Ve ruh şudur, şundan-bundan teşekkül etmiştir, diyerek ilimle, fenle izah edebilir misiniz? Hayır!. Çünkü, ruh ve can meselesinin hem mülk, hem de melekut tarafları perdesizdir, şeffaftır.
Allah, hepimizi, kendisine apaçık bir delil olan bu meselenin hakikatına erdirip, ma’rifetine kandırsın. Kâlblerimizi îman ve Kur’ân nuruyla münevver eylesin. Bizleri her türlü inhiraftan, ma’sun ve mahfuz, Tevfikat-ı sübhaniye’sine mazhar, ma’rifet semasına i’la eylesin… Amin.[19]