İçeriğe geç

Hazret-i Adem’in karşısında, Cenâb-ı Nuh’un karşısında, Resûl-ü Ekrem’in karşısında tarizde bulunan kafirler ile bugünün fen ve teknik namına hakikatleri tahrif edip küfrünü telkine yeltenen kafir bu sorular karşısında ne diyebilecektir?

İNHİRAF:

İnhiraf, bir duyu yanılmasıyla doğru yoldan sapma, şirazeden çıkma hâlidir. Suyun içindeki bir cismi kırılmış görme gibi bir kere yanlış görme, hükmü ona göre verme, sonra da o hüküm üzerine fikir bina etme…

Fir’avun, bütün devirlerde aynı inhiraf ve iddia ile ortaya çıkan benzerleri gibi şöyle diyordu. Ya, Hâmân! Benim için yüksek bir kule yapta o kulenin başına çıkayım. İnhirafa, yanılmaya bakınız. Cenâb-ı Hakk’ı fezadaki büyük bir şey, atomlardan mürekkep bir cisim, uzayın karanlıklarında yüzen bir varlık kabul etmenin, böylesine büyük bir inhirafın ifadesi olarak diyor ki: Yüksek bir kulenin batına çıkayım. [4] Böylece sebeplere-göklerden gelen sebeplere- ve Mûsa’nın İlâhına da muttali olayım. Yağmurun yağmasına, denizlerin buharlaşmasına, otların bitmesine, gökten gelen vahye ve ondaki esrara, bütün esbaba muttali olayım.

Bu ifadelerin içinde ince bir istihza ve Hazret-i Mûsa’ya alaycı bir red vardır. Yanlış görme, yoldan sapma, idrak ufkuna yaklaşamama vardır. Mabud-u Mutlak olan Hazret-i Allah’ı beşerî bir takım kayıtlar, maddî birtakım nisbetler içinde görme, o kanaatle bakma yanlışlığı vardır ki, Cenâb-ı Hakk’ı da öyle görmeye, öyle araştırmaya sevketmiştir.

134