teveccühünün bulunduğu mekânda, biz de sahip çıkılacağımız ümidiyle ellerimizi açmalı ve “Allah’ım! Ümmet-i Muhammed’in bükülmüş belini doğrult ve bu diriliş vetiresini tamamla.” diye dua etmeliyiz.Arafat’a doğru yürürken de çok önemli bir yerde olunduğunun farkında olunmalıdır. Belki de bu mekân, yeryüzünde Cenab-ı Hakk’a en yakın olan noktadır. Veli olmayan insanlar bile orada ciddi bir kurbet yaşayabilirler. Evet, Cenab-ı Hak orada bulunan insanlara utufe-i şahanesi adına fevkalâdeden lütuflarda bulunabilir. Bu itibarla da ötelere en yakın bu karargâhta insan yine içini dökmeli ve ümmet-i Muhammed adına Cenab-ı Hakk’a yalvarıp yakarmalıdır. Orada yeme içmeye vakit harcanmamalı; sadece bayılmayacak ve açlığı yatıştıracak kadar bir iki lokma alınmalı. Böylece Arafat’taki o altın zaman dilimi, güneş batıncaya kadar, saniyesi dahi fevt edilmeksizin, hep dua, yalvarma ve yakarmayla geçirilmeli ve oranın gerektirdiği samimiyet ve sadakat ortaya konmalıdır. Bir kez daha ifade edelim ki insan bu mübarek mekânlarda kendisi ve yakınları için dua etse bir kusur işlemiş olmaz. Fakat “Allah’ım ben şu anda kendimi sildim. Üzerime bir çarpı koydum. Nazarımı ümmet-i Muhammed’e tevcih ettim. Sadece onları düşünüyor, onlar için diliyorum.” diyerek ümmet-i Muhammed için dua etmesi fedakârlık ve hasbilik mülahazaları adına çok önemlidir.
“Allahım Sana Havale Ediyoruz!”
Yapılacak dualarda dinin i’lâsı, dünyanın dört bir yanında sinelerin din-i mübin-i İslam’a karşı açılması gibi taleplerin yanında, din ve diyanetimize düşmanlıkta bulunan kimseler hakkında da “Allah’ım! Onları hidayet eyle, ıslahları mümkünse ıslah eyle, ıslahları mümkün değilse onların hakkından gel.” denebilir. Çünkü günümüzde hâlâ, Müslümanların yaşadığı coğrafyalarda, eski tiranları unutturacak kadar zulüm ve haksızlık yapan tiran bozmaları bulunmaktadır. Evet, namaza takılan, ca-