toplumun bir kere daha dinî duygulara ve düşünceye uyanmaya başladığını anlayabilirsiniz.
Vâkıa, insanlarla alakalı bir değişim, tarlaya saçılan tohumun başağa yürümesi gibi kısa bir sürede gerçekleşmez. İnsana yapılan yatırımın dönüşü yavaş olur. Dolayısıyla bu, bir süreçtir ve öyle inanıyoruz ki Allah’ın izni ve inayetiyle, bu diriliş süreci daha geniş çapta artarak devam edecektir. Belki önümüzdeki yıllarda Arafat’ta on milyon insan aynı anda ellerini kaldırıp Allah’a yalvaracak; bunun neticesinde kim bilir arş-ı rahmet nasıl ihtizaza gelecek, Cenab-ı Hak ne lütuflarda ne ihsanlarda bulunacak ve böylece inanan gönüller bir kez daha kendi ayakları üzerine doğrulup iman, itminan, huzur ve emniyet soluklayacaktır.
Saniyelerin İçine Sıkıştırılan Seneler
Hac bir ibadettir, dolayısıyla o, sırf Allah emrettiği için yerine getirilmelidir. Çünkü Mabûd-u Mutlak ve Maksûd-u Bi’l-İstihkak olan Rabb-i Kerim’e karşı ibadette bulunmak O’nun hakkı, bizim de vazifemizdir. Bu açıdan bir mümin, her şeyden önce, üzerimizde sağanak sağanak lütufları bulunan Cenab-ı Hakk’ın emrine boyun eğmenin bir gereği olarak hac farizasını yerine getirmeli ve böyle bir niyet duruluğuyla Allah’a teveccüh edip o mukaddes beldeleri mümkün olabildiğince değerlendirmeye çalışmalıdır. Öncelikle hac yolcusu, yola çıkarken, Sidretü’l-Münteha’nın izdüşümüne, bir yönüyle Cenab-ı Hakk’ın teveccüh ettiği bir âleme yolculuk yaptığının ve insanlığın Allah’ı gösteren mihrabına doğru ilerlediğinin farkında olmalı ve sinesi bu duygularla dopdolu olarak o beldelere ulaşmalıdır. Aynı zamanda haccı; farz, vacip, sünnet, müstehap ve adabına riayet ederek eda etmeye çalışmalı ve orada hep Allah’a müteveccih olmalıdır. Diğer bir ifadeyle insan, hac vazifesi boyunca hep Allah için başlamalı, Allah için işlemeli, Allah için oturmalı, Allah için kalkmalı, Allah için