çıktığında kimse buna iltifat etmez. Fakat kendini dinletebilecek bir sergerdan tarafından böyle bir söz söylendiğinde, bu dikkate alınır ve tamiri çok zor tahribatlara sebebiyet verir. Evet, şecaat ve cesaretin yanında ilim, hikmet, basiret ve firaset yoksa bu, insanı öyle bir cinnete sevk eder ki yapılan yanlışlıkların tamir edilmesi, üstesinden gelinmesi mümkün olmaz. Bu itibarla maruz kaldığımız felaketlerde sadece karşı tarafı suçlamak doğru değildir. Aslında İslam’ın güzelliklerinin yaşanmasını ve görülmesini istemeyen hasım cephe, bu tür tuzak ve ayak oyunlarını İslam’ın ilk dönemlerinden itibaren hayata geçirmek istemiştir. Ancak Raşit Halifeler ve onları örnek alan basiretli idareciler buna fırsat vermemişlerdir. Ne var ki bilhassa son iki üç asırdan beri yabancı unsurlar içimizden müsait bir kısım fıtratları figüre edip kullanmaya muvaffak olmuş, maalesef İslam’ın o parlak çehresini karartmışlardır. Denilebilir ki İslam’ın hiçbir döneminde, günümüzde güya din adına gerçekleştirilen vahşete benzer bir vahşet yaşanmamıştır. Belki bir dönemde Muvahhidîn, bir dönemde Karmatîler ve başka bir dönemde de kendilerini Bâtınîliğe salmış bazı insanlar bu tür canavarlıklara teşebbüs etmişlerdir. Fakat onlar bile canlı bomba olmamış, kadın, yaşlı, çoluk çocuk demeden toplu katliamlara yol açacak intihar eylemleri gerçekleştirmemişlerdir.
Mümince Mücadele Tarzı
Yeri gelmişken burada bir hatıramı nakletmek istiyorum: Ziyaretime gelen bir misafir, İslamofobiden bahsederek Batılıların Müslümanlara bir canavar nazarıyla baktıklarını ifade etmiş ve onların karikatürlerinde, gazetelerinde ve televizyonlarında İslam aleyhine yayın yaptıklarını anlatmıştı. Ben de Batılılar bir yerde İslam aleyhine saldırıda bulununca, maalesef içimizde hissî hareket eden bazı kimselerin aynıyla mukabelede bulunma gibi İslam’la telif edilemeyecek davranışlar sergilediğini, bu yüzden kendimizi tamamen aklamanın doğ-