o müthiş tebliğ enginliğinden geri kalmayan ve onunla at başı giden diğer bir yanı da O’nun temsilidir. O (sallallahu aleyhi ve sellem), dediği her şeyi milimi milimine yaşamış ve böylece gönüllere taht kurmuştur.Aslında O’nun ümmeti olarak bir zamanlar biz de böyle idik. Ne var ki son bir iki asırdan beri birileri bizim genlerimizi bozdu. Ve maalesef bazıları, hem de din adına, nice mesâvî irtikâp etti (kötülükler yaptı, günah işledi). Hâlbuki vahşet irtikâp eden insanların Müslümanlıktan nasipleri yoktur. Daha önce de değişik vesilelerle ifade edildiği gibi terörist Müslüman olamayacağı gibi Müslüman da terörist olamaz. Müslümanların içinden terörist çıksa bile, böyle bir kişi Müslümanlığa ait vasıflarını kaybetmiş demektir. Böyle birine kesinlikle sağlam bir Müslüman denemez. Nasıl denebilir ki! Savaşın bile belli kuralları vardır. Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) bir orduyu uğurlarken ifade buyurduğu gibi dinimiz kadınlara, çocuklara, mabetlere sığınmış insanlara ilişilmesini yasaklamıştır.65 Dolayısıyla günümüzde din adına işlenen bu cinayetlerle Kur’ân ve Sünnet’in ortaya koyduğu disiplinleri telif etmek mümkün değildir.Hâsılı bize düşen; dinin doğru temsil edilmesinin yanında herkese karşı saygılı olmak ve her anlayışı hoşgörüyle karşılamaktır. Zira başkalarına kendi sistemini dayatma dinin ruhuna zıttır. Topla, tüfekle, şiddet, hiddet ve kaba kuvvetle insanların üzerine gitmenin, kendince savaş ilan ederek gidip bir alışveriş merkezini işgal etmenin, masum insanları rehin almanın Müslümanlıkla telif edilebilir bir yanı yoktur. Barış ve esenlik dinine mensup olan bizler, aynıyla mukabelede bulunmayı zalimce bir kaide kabul ediyor ve insanca davranmayı her hâlükârda vahşice hareket etmeye tercih ediyoruz. Zaten inanan, gönlü imana
Dipnotlar
- Müslim, cihad 3; Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 1/300.