Siz bağınıza, bahçenize meyve verecek olan bir ağaç dikersiniz. Bu ağacı diktikten sonra çeşitli devrelerde gösterdiğiniz çeşitli tımar ve ameliyelerle hep onu karşınızda görür ve nazarınızı daima onun başındaki meyvelere çevirirsiniz. Hatta ağacın kökünde hayatiyet olmayabilir, ağacın kabuğu mânâsız olabilir, meyve vereceği âna kadar açan dalı, budağı, yaprağı hepsi de mânâsız olabilir. Fakat o ağaç esasen büyük bir mânâ için dikilmiştir. Sizin bakışlarınızın hedefi ağacın başında, çiçekler arasında arz-ı endamla size tebessüm edecek, kendini sizin kucağınıza atacak ve Allah tarafından konserve mahiyetinde hazırlanmış olan meyvelerdir. Onun gibi Allah (celle celâluhu) yokluğa Hz. Muhammed (aleyhi ekmelüttehâyâ) nurunu tohum olarak attı. İşte bu varlık, ondan meydana geldi. İsterseniz, elektronlar ondan teşekkül etti, atom âlemi ondan hâsıl oldu diyebilirsiniz. Bütün bunlar bizim malumat ve idrakimizin dışında olan meselelerdir. Bildiğimiz bir şey varsa o da, Arş-ı A’zam’dan bize doğru uzanan ve yokluğa atılmış Hz. Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem) çekirdeği üzerinde boy salan kâinat ağacıdır. Ve bu ağaç neticede meyve verdi. O meyve insandır. O meyvenin meyvesi de insanlığın hulâsası, Allah’ın “sâfi, öz, hulâsa” mânâsına “Mustafa” adını verdiği Hz. Muhammed’dir (sallallâhu aleyhi ve sellem).
İşte Bismillâh bize bu mânâları ifade ediyor. Allah, Celâliyle kâinatı çalkalıyor, bir ağaç meydana getiriyor. Rahîmiyetiyle bizlere irade veriyor; kâinatın mânâsını, büyüklüğünü anlamaya muvaffak kılıyor. Bu mânâları ifade edince Bismillâhirrahmânirrahim ile Elhamdülillâh arasında münasebet kurabiliriz.