İçeriğe geç

Günümüz gerçekleri açısından meseleyi değerlendirdiğimizde bunun gerçekçi bir tespit olduğunu görürüz. Zira Osmanlı, bir değil; birkaç defa Avrupa doğurmuştur. Cihan harbiyle İslâm âlemi parçalanmış.. bu parçalar hamisiz kalmış. Batı kriterleri, İslâmî dinamiklerin yerini alıp, koca bir bölgede bütün değerler altüst olmuştur. Evet uzun zaman, bir koca coğrafyada gördüğümüz şeyler hep Âkif’in ifadesiyle: Harap eller, yıkılmış hanumanlar, kimsesiz çöller, başsız ümmetler, emek mahrumu günler, fikr-i ferdâ bilmez akşamlar oldu.

Şimdi ise, sıra Avrupa’da.. onun da İslâmî bir doğum yapması yakındır denebilir. Öteden beri, bazı velilerin istihracıyla, Avrupa’da bir devlet Müslüman olacak dendiğinden, kendileriyle harbe iştirak edip –bu iştirak çıkarlara dayalı da olsa– bir dostluk yaşadığımız Almanlar’ı bu işe en yakın görmüş ve onların Müslüman olmasını hep ümit etmişizdir. Hâlâ da bu ümidi koruruz. Onlar veya başkaları, bir gün ırkçılık ve enaniyet damarlarını İslâm havuzu içine atıp eritecek ve en az diğer ülkeler kadar onlar da İslâm’a girme şansını elde edeceklerdir.

Ne var ki bu, İslâm adına yeterli bir gelişme sayılamaz. İslâm’ın, onlar nazarında bir değer ifade edebilmesi için, en başta Müslümanların Avrupa dilenciliğinden kurtulmaları şarttır. Zira bugüne kadar efendinin, dilenci konumundaki insanlardan, alabileceği hiçbir şey olmamıştır. Diğer bir husus da, oraya her ne ad ve unvanla gidilirse gidilsin; niyetlerde şuurlu bir şekilde İslâm’ı temsil olmalı ve başka türlü istek ve arzular, bu niyetin önüne kat’iyen geçmemelidir.

166