İçeriğe geç

Doktor İkbal, bu mevzuya bir hikâye ile yaklaşarak meseleye ayrı bir derinlik kazandırır. Zamanın birinde koyunlar arslanlardan bîzar olmuşlar. Nihayet bir gün kendini inzivaya çekmiş, yaşlı, bilge bir koyuna dertlerini anlatmışlar. O da koyunlara, değişik bahaneler uydurarak devamlı et yemenin çok kötü olduğunu arslanlara telkin etmeleri tavsiyesinde bulunmuş. Koyunlar, bu tavsiyeye uyarak bir inkılâp gerçekleştirmişler ve neticede arslanları koyunlaştırmışlar. Tabiî Doktor İkbal’in burada esas vurgulamak istediği mesele; kıssadan hareketle arslan bir milletin, başkaları tarafından nasıl renk körü hâline getirilerek koyunlaştırıldığı ve kimliklerinin değiştirildiği hakikatidir.

Hâsılı, tarih şuuru, insanların kendi kimliklerini muhafaza adına çok önemli bir değerler bütünüdür. Bu değerleri görmezlikten gelmek körlük, toplumu bunlardan uzaklaştırmaya çalışmak ise basiretsizliktir.

Her Sıkıntı Bir İnşiraha Gebedir

“Sıkışmanın en son noktası, boşalıp rahatlamanın başlangıcıdır.” Bu, fert plânından toplum plânına, makro âlemden normo ve hatta mikro âleme kadar uzanan çizgide geçerli bir prensiptir. Meselâ, arzın merkezinde olan sıkışmalar bir yönüyle nefes almayı netice vermektedir. Bu sebeple yanardağların fışkırması bir rahmettir. Çünkü sıkışma neticesiyle dışarı atılan lâvların, yerin altında kalması durumunda umumi bir tazyike sebebiyet vermeleri bir ölçüde yer kabuğunu her yandan sarsmaları demektir.

Aynen bunun gibi Allah (celle celâluhu), insanın ağız ve burnunu da böyle bir menfez yapmıştır. İnsan, bu vesileyle içindeki zehirli gazları atar ve zehirlenmeden kurtulur. Bu durumda, vücudun rahatlaması adına, ondan zararlı olan şeylerin dışarı atılması demektir. Aynı durum, kâinatta da söz konusudur. Büyük patlama ile kâinatın yaratılması, haddizatında bir nefes alma, tomurcuk gibi çiçek çiçek açma ve neticede varlığa açılmadır.

164